
Salı, Aralık 08, 2009
Salı, Kasım 24, 2009
Zencefilli kek:Zeytinyağlı ve limonlu bu kek çok severek yendi.Ayrıca içinde zencefil de mevcut.
3 yumurta , 1 bardak süt, 1 çay kaşığı karbonat aynı miktarda kabartma tozu 1 bardak toz şeker 2 bardak un,Biraz zencefil tozu ve 1 çay kaşığı tarçın 1 bardaktan 2 parmak eksik zeytinyag veya tereyağ (eritilmiş).1 limonun suyu ve kabugunun rendesi.
Tüm kekler gibi yumurta ve şeker kar haline getirilip diğer malzemeler sırayla ekleniyor en son un ve kabartan malzemeler ve limon suyu ile kabuğunun rendesini ilave ediliyor. Hafif ve çok güzel bir kek oluyor. Mis gibi zencefil ve limon kokuyor.
Perşembe, Ağustos 06, 2009

Mücveri kim sevmezki..
Erik kompostosu ile nefis olur.yaz mevsiminde en sevdiğim kızartmadır.Eşim bayılır.tarifini bilirsiniz mutlak ama kısaca bahsedeyim;
Kabakların dışı soyulur veya iyice yıkanıp soyulmadan rendelenir.Suyu elde sıkılır, içine biraz un tuz karabiber taze soğan ve ya kuru soğan rendelenir, Bir demet maydanoz ve bir demet halinde dere otu doğranır.Bir yumurta kırılır.Bir paket kabronat konup yoğrulur kaşıkla kızgın yagda alt üst edilerek kızartılır.
Pazartesi, Ağustos 03, 2009
Pazartesi, Haziran 22, 2009
Cuma, Haziran 19, 2009
Pazartesi, Mayıs 25, 2009

Tatil keyfi yaşatan ızgara...
Geçen haftaydı,blogları biraz dolaştım.
Özlemişim hepsini.Giremeyip ziyaret edemediğim çok dostum var.
Izgara keyfinden bahsedildi.
Geçen yaz yazlığımda migrosta çocukluğumda kullandığımız ızgaradan gördüm.
Maalesef alamadım.Sebebi ise teşhir malı olmasıydı.Kalmamış.Bitmiş.
Bizde oğlumla kapaksız olanından aldık.
Bol bol sucuk partisi verdik.))
Benimde işime geldi.Biraz rahat takılmak istedim.
Herzaman yemekte tereddüt ettiğim bu zevki oğlumla yaşamak istedim.Çokta iyi ettim.Gençlerle onlara uyum sağlayınca tatil güzel ve eğlenceli geçiyor.
Buradaki eve de ızgara alma fikrinin oluşmasına sebeb:Blok ziyaretlerim.
Aklıma koydum illa alacağım.Aldımda. Cumartesi ve pazar iki gün boyunca tatil yaşattı bu ızgara bize.Tavuk yaptım.Sucuk yaptım.Ev yapımı köfte (mangal köfte ,bol baharatlı) yaptım.
Değmeyin evdekilerin keyfine.İyikide almışom .Hiçbir taraf batmadan, yağ olmadan pişti etler.
Çokta güzel oldu.Benimki resimde görünen .Tabi birkaç marka var.Tercih size kalmış.Hepsinin işlevi aynı.
Cuma, Mayıs 22, 2009
Pazartesi, Mayıs 11, 2009
Perşembe, Nisan 09, 2009
Çilekli yaş pasta:Malzemesi..
3 yumurta,
alabildiği kadar un.
1 bardak süt.
1.5 bardak şeker.
kabartma tozu.
1 limon.
yağlı kağıt.
1 bardak (Su bardağı ölçü) sıvı yağ
veya 1 paket erimiş marğarin.Marğarin konduğu vakit daha lezzetli oluyor.
üzerine ve arasına koymak için çilek ve kivi dilimleri.
Yapılışı:
Şeker ile yumurta krema halini alıncaya kadar mikser yardımı ile 5 dk.çırpılır.Arkasından sıvı malzemeler konarak çırpmaya devam edilir.Un ilave edilir üzerine kabartma tozu konur ve limon rendelenip suyu sıkılır..tahta kaşıkla karıştırılıp yağlı kağıt konan fırın tepsisine dökülür . Önceden ısıtılan sıcak fırında pişirilir.Soğuyan kek ortadan ikiye ayrılır.1 su bardağı ılık süte biraz şeker koyup eritin kekin her iki yüzünü bununla ıslatın.
Arasına pudinğ yapılıp sürülür ve istege bağlı olarak arasına meyve dilimleri dizilir ,diğer parça üzerine konur.Kalan pudinğ üzerine yayılır.
İstenen meyveler dilimlenip üzerine dizilir.Hazır jöle tarife göre yapılıp üzerine hafifçe fırça ile sürülür.Pastamız daha parlak olsun diye.Dolapta 3 saat bekletilir .Dahada lezzetlenir..
Afiyet olsun..
Pastanın arasına muhallebi tarifi vermek istiyorum.
Pudinğ yerine bu muhallebiyi kullanabilirsiniz.Harika bir muhallebidir.İsterseniz bu tarifi hazırlayıp sade olarakta tüketebilirsiniz.
malzeme:
1 su bardağı un
1 su bardağı şeker
5 su bardağı süt
İsteğe bağlı 3 adet damla sakızı, 1 paket vanilya ile karıştır.
150 gr.marğarin.
Bunları kariştırıp hazırlayın ve kısık ateşte kariştırarak pişirin.Nefis bir muhallebi oluyor.
Perşembe, Mart 12, 2009

TOHUM EKELİM...Bahçemizide Unutmayalımm..
Sevgili Dostlar; Geçenlerde gelen bir maili sizlerle paylaşmak istiyorum.Ne kadar çok kişi okursa okadar faydası olur diye düşünüyorum..
Tohum ekmenin tam zamanı. diyordu mail.
Bu uygulama ne kadar faydalı olur bilemiyorum ama daha sonra kaybedeceklerimizi düşündüğümüzde denemekte fayda olduğunu düşünüyorum..Evde yediğimiz meyve çekirdeklerini kiraz, kaysı, erik, karpuz, kavun vb...sonbahar aylarında (çimlenmesi için yağmurların başlayacağı mevsimlerde) pikniğe,dağa, gezmeye gittiğimiz arazilere toprağa gömüp üzerine de bir miktar su dökersek bunların bir kısmı tutacak ve doğanın dengesinin korunmasında yarar sağlayacaktır. Sebzelerde olduğu gibi, yakında meyvelerde de hibrit tohumlar yaygınlaşınca,çekirdekten ağaç yetişme imkânı ortadan kalkacak. Bu nedenle elimizi çabuk tutup ülke sathına ne kadar ekebilirsek o kadar yararlı oluruz. Meyve çekirdeklerini asla çöpe atmam.Ankara' da yürüyüş yaptığım parklara savurduğum çekirdek epeycedir.. Parklardan topladığım at kestanelerini bile yolda gördüğüm büyük bahçelere atarım.. 20 gün kadar önce evde çimlenmeye başlayan patateslerden yemek yaparken, kabuklarını biraz kalınca soyarak bahçede toprağa gömdüm.. Şimdi onlarca patates bitkim var.Yerli tohumumuzu korumamız son derece önemli.Diyor sevgili dost.
Bunları sizinle paylaşırken benimde şu an aklıma gelen bir yazıyı aktarmak isterim:
Epey zaman önce istanbuldaki erguvan ağaçlarının bu kadar çogalmasına sebeb olan mimar bir hanımın söyleşisini gazeteden okumuştum. Bu karı-koca çift istanbulu gezerken uygun gördükleri yerlere erguvan tohumlarını ekmişler..Yıllar sonra zevkle seyrettiğimiz bu ağaçlar onların eseri.Ne kadar kendileriyle gurur duysalar az diye düşünüyorum.Ne güzel bir iş başarmışlar.Buradan kendilerine sevgilerimi gönderiyorum.
Blog arkadaşım çok sevdiğim dost hatırlattı.. Hemen yazıma eklemek istiyorum.Marul, Maydanos, dereotu, soğan, nane de eksek dedi.Tamam tijen'ciğim.Çok haklısın evet bunları da ekmeye başlayalım. Ben ektim. Sıra sizde..Afiyet olsun.
Sevgilerle..
..….
Perşembe, Şubat 19, 2009
Kriz...ve fırsat...

Öyle bakma bebeğim..))
2005'ten bu yana ABD ve Avrupa'da hızla yayılan özel plajlar için en ideal ortamlara sahip. Belediyelerle arası iyi olan girişimciler ve sahildeki büyük arsasına imar izni alamayan arsa sahipleri bu işte daha şanslı...TÜRKİYE bir yarımada; sınırlarının büyük bir kısmı denizle çevrili. Başta İstanbul olmak üzere, sahil şehirlerimizin binlerce yıllık güzelliği dillere destan. Ne çare, 80'lerden sonra göç baskısı ve imar yağmasına yenik düştüler. Yeşilin yerini beton aldı, sahiller asfalt oldu. İstanbul'da yıllar boyu yasaklandıktan sonra Bostancı'da, Yeşilköy'de plajlar daha yeni halka açıldı. Bu sefer de donla girenler tartışılıyor. İstanbullular yüzmeye hala Kilyos, Riva, Şile, Kumburgaz gibi kilometrelerce uzaktaki yerlere gidiyorlar. Beach club denilen, tam hizmet sunan ama pahalı yerlere ise ancak küçük bir kesim gidebiliyor. İzmir de farklı değil; yüzmek için 1520 km şehir dışına çıkmak gerekiyor. Birçok sahil şehrinde durum aynı. Resmen deniz bitti. ÜÇÜ BİR ARAYA GELMİYOR Biz "denizkumgüneş" elimizin altındayken kaçırmışız. Avrupa şehirlerinde her türlü eğlence var ama bu üçü bir araya neredeyse hiç gelmemiş. Kiminde güneş var deniz yok, kiminde deniz var güneş yok. Kumu denizi olanın da havası soğuk. Hepsini birden isteyen, tatili beklemek, seyahate çıkmak, şehirden uzaklaşmak zorunda. Miami, Rio, Sydney gibi deniz kenarına kurulan şehirlerse yapılaşmasını bu güzelliği koruyacak ve kullanacak şekilde planlamışlar. Bizim gibi elindekini harcayan yok. BEACH BAR Avrupalılar denizkumgüneş tatilini çok severdi. Şimdi yeni bir konseptle şehirde de aynı tadı almanın bir çaresini bulmuşlar. Şehir içinde yazları çalışan beachbarlar açıyorlar. Boş bir alan buluyor, yere kum döküyor, plaj yapıyorlar. Yerin özelliklerine göre havuz da konabiliyor, tiyatro konser gibi etkinliklere sahne de olabiliyor. Şezlonglar, şemsiyeler, palmiyeler, havlularla plaj atmosferi tamamlanıyor. Yer genişse plaj voleybolu bile oynanıyor. Plajın kenarına da tabii bar kuruluyor, alkollüalkolsüz içecekler satılıyor.Bu işi 2002 yılında başlatan, Berlin'deki Strandbar Mitte olmuş. Christian Schulz, tiyatrosunun önündeki boş alana 250 ton incecik kumu serince plaj olmuş. Üstüne şezlongları, palmiyeleri koyup bir de kenarına bar kurunca şehirde yeni bir moda doğmuş. Şehrin yorgunları, streslerini tatil atmosferinde şezlonga uzanıp güneşlenerek, biralarını yudumlayarak atmışlar. DJ'lerden yavaş tempolu house ve caz müziği atmosferi tamamlamış. Ancak beach club diyerek fiyatları abartmamışlar. Giriş bedeli yok. Kahve 2, bira 2.50, şarap 3 euro. Müşterileri de gençler ve tiyatro izleyicileri. Her gün saat onda açılıyor, gece de çalışıyor...Ardından Berlin'de benzeri 1520 tane yer daha açılmış. Bir kısmı bar, bir kısmı plaj gibi çalışıyor. Örneğin Oststrand, bin ton kumla yapılmış. Berlin Beach Club, her gün öğlende açıyor, akşam onda kapatıyor. Müşteriler daha çok güneşlenmeye geliyor olmalı ki, akşam altıdan sonra happy hour başlıyor. Tatil seven Almanlar bu modayı çok tutmuş ve diğer büyük şehirlere de yayılmış. Özünde bu bir açık hava barı. İnsanların tatil hayallerini süsleyen denizkumgüneş üçlüsünün son ikisini sunup para kazandırıyor.
Havuz keyfini Berlin'de nehirde demirli bir gemide yaşatan Spree de ilginç bir işletme. Suzanne Lorentz tasarımı estetik yapısı, şeffaf duvarları, manzaralı havuzuyla şehirde kış günü yazı yaşatıyor. ŞEHİR PLAJI Paris'te Seine nehri kıyısında Plage'da (plaj okunuyor) bin 500 ton kumla yapılan 3.5 km uzunluğunda bir plaj ve büyük bir havuz var. Palmiyeler, çocuk oyun alanları, voleybol sahası, tırmanma duvarı, çim petanque sahası... Bütün bunlar insanlara tatil keyfini yaşatıyor. Sabahtan akşama kadar giriş serbest. Yazın yüzde 60 Parisli, yüzde 15 diğer şehirlerden, yüzde 25 diğer ülkelerden olmak üzere 3.9 milyon kişi ziyaret etmiş. Temmuzağustos aylarında bu sayı günlük 130 bin kişiyi bulmuş. Turistler, artistler, animatörler, sporcular, güneşlenenler, dinlenenler, göz alabildiğine uzanan bir insan kalabalığı tatil hevesini kendi şehrinde gideriyor.Londra da İstanbul gibi; 1930'larda plaj açmış, 70'lerin başında kapatmış. Şimdi Kraliyet festival salonunun önünde bir plaj kurulmuş, insanlar şezlonglarını, şemsiyelerini, havlularını getiriyor, hatta kumdan kale bile yapıyorlar. Truman Brewery'de bir açık otopark City Beach Club adıyla faaliyete geçmiş. Kumu Jamaica'dan getirilen plajda bar ve unplugged müzik var. Aynen plaj akşamlarında olduğu gibi. Voleybol, açık hava sineması gibi etkinlikler de cabası. Küçücük yerde kendini plajda hissetmek kolay olmasa gerek. Ama olmayınca ne yapacaksınız. Müşterisi çokmuş.New York'un doğu yakasında Water Taxi durağının arkasında açılan beach barlar da bu modaya uymuş. Yıkık fabrikaların, eski depoların arasında şezlonglar, şemsiyeler, bikinili, şortlu, tatil atmosferinde insanlar, gril ateşinde pişmiş hamburgerciler görmek tatlı bir sürpriz. Gündüz aileler, akşam bar müşterileri geliyor. Güneş batarken Manhattan profilini seyretmek güzel olmalı. 2. Cadde'nin köşesinde Harry's diye bir beach bar var. Long Island'daki Malibu Express, basit dekoru ve leziz yemekleriyle ünlü. Yer kapma çekişmesi olmasın diye isteyen kendi şezlongunu getirebiliyor... BİZDE TUTAR MI? 2005'ten sonra bu plaj modası iyice almış yürümüş. Anlaşılan her yerde tutuyor bu ayaküstü tatil fikri. Avrupa'nın birçok şehrinde yapay plajlar açılmış. Önce nehir kıyılarında kurulmuş, sonra şehir içinde boş buldukları her alana yerleşmişler. Kimi yüzmek, kimi güneşlenmek, kimi eğlenmek, kimi içmek isteyen müşteriyi çekiyor. Dışarıda ne olursa malum, bir süre sonra bize de gelir.Bizim sahil şehirlerimizde bir zamanlar plaj varmış ama artık geçmiş olsun. Beach club açılıyor ama, fiyatı halka hitap edemiyor. Avrupa'daki hızlı yayılmanın sırrı, uygun fiyatlı ve herkese açık olması, şehir yönetimi tarafından desteklenmesi, kafe gibi çalışması...Bu iş fikrinin bizde de çok tutacağından eminim. Ama tabii şehir içinde daracık alanlarda değil, deniz ve nehir sahillerinde kurulur; kafe veya bar olarak çalışmasına ruhsat verilirse. Yani bu iş herkesin harcı değil. Öncelikle bu işlere izin alabileceklere, sonra bu yerleri işletebileceklere öneriyorum.Makul fiyat için düşük yatırım ve hafif hizmet şart. Öncelikle belediyelerle arası iyi olan girişimcilerin ve sahildeki büyük arsasına imar izni alamayan arsa sahiplerinin ilgileneceği bir iş bu. Hizmet hafif olacak ama basit olması beklenmemeli. İşi bilen bir ekip kurmak gerek.Bu işin bizde başlaması için belediyelerin işin potansiyelini anlaması lazım. Büyük şehirlerde yazın hemen her sektörde işler azalır. Çünkü insanlar şehir dışına kaçar. Oysa yazın insanlara tatil atmosferini biraz olsun yaşatacak yerler olursa şehrin canlılığı sürer. Belediyenin işi, şehirdeki ekonomiyi ve yaşam kalitesini yükseltmektir. Paris'te Plage ile gelen ek turizm potansiyeli de ortada.
Kaynak:
Yeni Para /Osman F Bilge.
12.08.2007

Öyle bakma bebeğim..))
Şimdi yayınlayacağım yazı beniçok etkiledi, sizlerle paylaşmak istedim...
Kriz döneminde iş imkanı düşünenler için çok ama çok önemli diye düşünüyorum..
Yaratıcılık sınır tanımıyor arkadaşlar..
Yazıyı bir çırpıda nefesim kesilerek okudum..
Bana çok hitap etmesi ve yaratıcılığa verdiğim önem nedeni ile merak ve istekle yazıyı bitirdim..
Sonrada bunu sizlerle paylaşma fikri geldi aklıma...
2005'ten bu yana ABD ve Avrupa'da hızla yayılan özel plajlar için en ideal ortamlara sahip. Belediyelerle arası iyi olan girişimciler ve sahildeki büyük arsasına imar izni alamayan arsa sahipleri bu işte daha şanslı...TÜRKİYE bir yarımada; sınırlarının büyük bir kısmı denizle çevrili. Başta İstanbul olmak üzere, sahil şehirlerimizin binlerce yıllık güzelliği dillere destan. Ne çare, 80'lerden sonra göç baskısı ve imar yağmasına yenik düştüler. Yeşilin yerini beton aldı, sahiller asfalt oldu. İstanbul'da yıllar boyu yasaklandıktan sonra Bostancı'da, Yeşilköy'de plajlar daha yeni halka açıldı. Bu sefer de donla girenler tartışılıyor. İstanbullular yüzmeye hala Kilyos, Riva, Şile, Kumburgaz gibi kilometrelerce uzaktaki yerlere gidiyorlar. Beach club denilen, tam hizmet sunan ama pahalı yerlere ise ancak küçük bir kesim gidebiliyor. İzmir de farklı değil; yüzmek için 1520 km şehir dışına çıkmak gerekiyor. Birçok sahil şehrinde durum aynı. Resmen deniz bitti. ÜÇÜ BİR ARAYA GELMİYOR Biz "denizkumgüneş" elimizin altındayken kaçırmışız. Avrupa şehirlerinde her türlü eğlence var ama bu üçü bir araya neredeyse hiç gelmemiş. Kiminde güneş var deniz yok, kiminde deniz var güneş yok. Kumu denizi olanın da havası soğuk. Hepsini birden isteyen, tatili beklemek, seyahate çıkmak, şehirden uzaklaşmak zorunda. Miami, Rio, Sydney gibi deniz kenarına kurulan şehirlerse yapılaşmasını bu güzelliği koruyacak ve kullanacak şekilde planlamışlar. Bizim gibi elindekini harcayan yok. BEACH BAR Avrupalılar denizkumgüneş tatilini çok severdi. Şimdi yeni bir konseptle şehirde de aynı tadı almanın bir çaresini bulmuşlar. Şehir içinde yazları çalışan beachbarlar açıyorlar. Boş bir alan buluyor, yere kum döküyor, plaj yapıyorlar. Yerin özelliklerine göre havuz da konabiliyor, tiyatro konser gibi etkinliklere sahne de olabiliyor. Şezlonglar, şemsiyeler, palmiyeler, havlularla plaj atmosferi tamamlanıyor. Yer genişse plaj voleybolu bile oynanıyor. Plajın kenarına da tabii bar kuruluyor, alkollüalkolsüz içecekler satılıyor.Bu işi 2002 yılında başlatan, Berlin'deki Strandbar Mitte olmuş. Christian Schulz, tiyatrosunun önündeki boş alana 250 ton incecik kumu serince plaj olmuş. Üstüne şezlongları, palmiyeleri koyup bir de kenarına bar kurunca şehirde yeni bir moda doğmuş. Şehrin yorgunları, streslerini tatil atmosferinde şezlonga uzanıp güneşlenerek, biralarını yudumlayarak atmışlar. DJ'lerden yavaş tempolu house ve caz müziği atmosferi tamamlamış. Ancak beach club diyerek fiyatları abartmamışlar. Giriş bedeli yok. Kahve 2, bira 2.50, şarap 3 euro. Müşterileri de gençler ve tiyatro izleyicileri. Her gün saat onda açılıyor, gece de çalışıyor...Ardından Berlin'de benzeri 1520 tane yer daha açılmış. Bir kısmı bar, bir kısmı plaj gibi çalışıyor. Örneğin Oststrand, bin ton kumla yapılmış. Berlin Beach Club, her gün öğlende açıyor, akşam onda kapatıyor. Müşteriler daha çok güneşlenmeye geliyor olmalı ki, akşam altıdan sonra happy hour başlıyor. Tatil seven Almanlar bu modayı çok tutmuş ve diğer büyük şehirlere de yayılmış. Özünde bu bir açık hava barı. İnsanların tatil hayallerini süsleyen denizkumgüneş üçlüsünün son ikisini sunup para kazandırıyor.
Havuz keyfini Berlin'de nehirde demirli bir gemide yaşatan Spree de ilginç bir işletme. Suzanne Lorentz tasarımı estetik yapısı, şeffaf duvarları, manzaralı havuzuyla şehirde kış günü yazı yaşatıyor. ŞEHİR PLAJI Paris'te Seine nehri kıyısında Plage'da (plaj okunuyor) bin 500 ton kumla yapılan 3.5 km uzunluğunda bir plaj ve büyük bir havuz var. Palmiyeler, çocuk oyun alanları, voleybol sahası, tırmanma duvarı, çim petanque sahası... Bütün bunlar insanlara tatil keyfini yaşatıyor. Sabahtan akşama kadar giriş serbest. Yazın yüzde 60 Parisli, yüzde 15 diğer şehirlerden, yüzde 25 diğer ülkelerden olmak üzere 3.9 milyon kişi ziyaret etmiş. Temmuzağustos aylarında bu sayı günlük 130 bin kişiyi bulmuş. Turistler, artistler, animatörler, sporcular, güneşlenenler, dinlenenler, göz alabildiğine uzanan bir insan kalabalığı tatil hevesini kendi şehrinde gideriyor.Londra da İstanbul gibi; 1930'larda plaj açmış, 70'lerin başında kapatmış. Şimdi Kraliyet festival salonunun önünde bir plaj kurulmuş, insanlar şezlonglarını, şemsiyelerini, havlularını getiriyor, hatta kumdan kale bile yapıyorlar. Truman Brewery'de bir açık otopark City Beach Club adıyla faaliyete geçmiş. Kumu Jamaica'dan getirilen plajda bar ve unplugged müzik var. Aynen plaj akşamlarında olduğu gibi. Voleybol, açık hava sineması gibi etkinlikler de cabası. Küçücük yerde kendini plajda hissetmek kolay olmasa gerek. Ama olmayınca ne yapacaksınız. Müşterisi çokmuş.New York'un doğu yakasında Water Taxi durağının arkasında açılan beach barlar da bu modaya uymuş. Yıkık fabrikaların, eski depoların arasında şezlonglar, şemsiyeler, bikinili, şortlu, tatil atmosferinde insanlar, gril ateşinde pişmiş hamburgerciler görmek tatlı bir sürpriz. Gündüz aileler, akşam bar müşterileri geliyor. Güneş batarken Manhattan profilini seyretmek güzel olmalı. 2. Cadde'nin köşesinde Harry's diye bir beach bar var. Long Island'daki Malibu Express, basit dekoru ve leziz yemekleriyle ünlü. Yer kapma çekişmesi olmasın diye isteyen kendi şezlongunu getirebiliyor... BİZDE TUTAR MI? 2005'ten sonra bu plaj modası iyice almış yürümüş. Anlaşılan her yerde tutuyor bu ayaküstü tatil fikri. Avrupa'nın birçok şehrinde yapay plajlar açılmış. Önce nehir kıyılarında kurulmuş, sonra şehir içinde boş buldukları her alana yerleşmişler. Kimi yüzmek, kimi güneşlenmek, kimi eğlenmek, kimi içmek isteyen müşteriyi çekiyor. Dışarıda ne olursa malum, bir süre sonra bize de gelir.Bizim sahil şehirlerimizde bir zamanlar plaj varmış ama artık geçmiş olsun. Beach club açılıyor ama, fiyatı halka hitap edemiyor. Avrupa'daki hızlı yayılmanın sırrı, uygun fiyatlı ve herkese açık olması, şehir yönetimi tarafından desteklenmesi, kafe gibi çalışması...Bu iş fikrinin bizde de çok tutacağından eminim. Ama tabii şehir içinde daracık alanlarda değil, deniz ve nehir sahillerinde kurulur; kafe veya bar olarak çalışmasına ruhsat verilirse. Yani bu iş herkesin harcı değil. Öncelikle bu işlere izin alabileceklere, sonra bu yerleri işletebileceklere öneriyorum.Makul fiyat için düşük yatırım ve hafif hizmet şart. Öncelikle belediyelerle arası iyi olan girişimcilerin ve sahildeki büyük arsasına imar izni alamayan arsa sahiplerinin ilgileneceği bir iş bu. Hizmet hafif olacak ama basit olması beklenmemeli. İşi bilen bir ekip kurmak gerek.Bu işin bizde başlaması için belediyelerin işin potansiyelini anlaması lazım. Büyük şehirlerde yazın hemen her sektörde işler azalır. Çünkü insanlar şehir dışına kaçar. Oysa yazın insanlara tatil atmosferini biraz olsun yaşatacak yerler olursa şehrin canlılığı sürer. Belediyenin işi, şehirdeki ekonomiyi ve yaşam kalitesini yükseltmektir. Paris'te Plage ile gelen ek turizm potansiyeli de ortada.
Kaynak:
Yeni Para /Osman F Bilge.
12.08.2007
Çarşamba, Şubat 18, 2009
Sevgili arkadaşlarım .. Ödül aldım...I LOVE YOUR BLOG


Sevgili arkadaşım http://emeklilik%20hobileri/ bana hoş sürpriz yapmış.Çok mutlu oldum.
Bende tüm blog arkadaşlarıma ve bloglarını ziyaret ettiğim arkadaşlarıma bu ödülü vermek istiyorum..Sizlere, çok sevgili dostlarıma bahçemdeki güllerden bir demet hediye etmek istiyorum.
Sizleri çok seviyorum arkadaşlarım.Sevgilerimle.
Cuma, Şubat 13, 2009
Çarşamba, Şubat 04, 2009
Ağustos ayında yaptım incir reçelini. Belli bir tarifi yok.Tamamen uydurma.Aydın'ın inciri çok meşur.yoktur.hazır reçeli birr türlü sevemedim.Tadı ve kokusu ev reçeli gibi asla olmuyor.
Olgun inciri çok severim.Bal gibi tadı vardır.Yazlığımızda komşumun bahçesinde incir ağacı var.Bir kaç adet ballıları kalmış.Tadına bakmak için topladım .Komşucuğum okuyorsa helal etsin. Bu sene yazlığa gelemediler.
İnciri yerken aklıma reçel fikri geldi .kendisi reçel olacak miktarda değil ama olsun ,koymuşum aklıma bir kere olacak!!!
Tencereye önce göz kararı şeker ve biraz su ekledim .Şerbet Kaynamaya başladı.Biraz koyulaşınca , yıkanan incirleri içine koydum. Ateşin altını kıstım ve biraz kaynattım.
kahvaltıların aranan reçeli oldu ..
Pazartesi, Ocak 05, 2009
Çarşamba, Aralık 17, 2008
Merhabalar ...
Arkadaşlarım uzun bir süredir burada yoktum.Sizleri tabiki çok özledim.
Dünya telaşına kapıldım desem))
Hepinizin sayfalarına girip uzun uzun bakmak, okumak istiyorum.
Bu arada sayfamda yayınlamak için çektiğim fotoğraflarıma cep telefonumdan ulaşamıyorum.Silinmiş görünüyor.Çok üzgünüm.
Halbuki güzel şeyler çekmiştim.
Hepinizi çok ama çok özlemişim..sevgiler
Arkadaşlarım uzun bir süredir burada yoktum.Sizleri tabiki çok özledim.
Dünya telaşına kapıldım desem))
Hepinizin sayfalarına girip uzun uzun bakmak, okumak istiyorum.
Bu arada sayfamda yayınlamak için çektiğim fotoğraflarıma cep telefonumdan ulaşamıyorum.Silinmiş görünüyor.Çok üzgünüm.
Halbuki güzel şeyler çekmiştim.
Hepinizi çok ama çok özlemişim..sevgiler
Perşembe, Ekim 23, 2008
Arkadaşlık ödülü...
Sevgili arkadaşım Zerrin(zerrin pastaevi)beni bu ödüle layik görmüş..
Kendisine bu düşüncesinden ötürü çok teşekkür ederim.Çok mutlu oldum..
Bende bu ödülü beni tanıyan bloguma gelen tüm arkadaşlarıma veriyorum.
Hepinize sevgilerimi gönderiyorum..
Sevgili arkadaşım Zerrin(zerrin pastaevi)beni bu ödüle layik görmüş..
Kendisine bu düşüncesinden ötürü çok teşekkür ederim.Çok mutlu oldum..
Bende bu ödülü beni tanıyan bloguma gelen tüm arkadaşlarıma veriyorum.
Hepinize sevgilerimi gönderiyorum..
Çarşamba, Ekim 22, 2008
işte geldim..Çok sevgili arkadaşlarım beni merak ettiğinizi biliyorum.
Sebeblerim vardı.Birtürlü yazamadım.İyiyim.
Hepinize kucak dolusu sevgiler..
Sebeblerim vardı.Birtürlü yazamadım.İyiyim.
Hepinize kucak dolusu sevgiler..
Cuma, Eylül 05, 2008
ev tarhanası...

Annemden öğrendim artık kendim yapıyorum.
sizlerle paylaşacağım..
Tarhanayı tamamen kendi ölçülerimde yaptım.
Önce kırmızı biberleri haslayıp kabuğunu soydum.Aynı suya domatesleri atıp , çıkardın kabuklarını soydum.Biberleri ve domatesleri rondodan geçirdim.Unun içine bu malzemeyi koydum ayrıca yarım paket yaş mayamı tuzumu ekledim.Yoğurdumuda içine ilave edip yogurdum.Derin bir kaba koyup üzerini örttüm ve mayalandırdım.Gidip gelip yoğurdum.Sert bir hamur elde edeceksiniz bu önemli.4-5 gün beklettim . çok beklerse tarhana ekşi olur.Az beklerse tadı yerinde oluyor.Yogurma işlemi sırasında içine acı biberde koyabilirsiniz.Sonra çarşafın üzerine kopararak yaydım.Alt üst ederek her iki yüzünü kuruyyum.Fazla kurutmayın ufalaması zor oluyor.Ben ufalama işlemini rondadan çekerek yaptım.Çok pratik oldu.Sonra serip kuruttum.Bez torbaya koydum. Yerine kaldırdım.Benim tarhanam çok basit.İnanıyorumki sizde kolayca yapabilirsiniz.Gözümüzde büyütecek bir şey değilmiş yapımı.

Annemden öğrendim artık kendim yapıyorum.
sizlerle paylaşacağım..
Tarhanayı tamamen kendi ölçülerimde yaptım.
Önce kırmızı biberleri haslayıp kabuğunu soydum.Aynı suya domatesleri atıp , çıkardın kabuklarını soydum.Biberleri ve domatesleri rondodan geçirdim.Unun içine bu malzemeyi koydum ayrıca yarım paket yaş mayamı tuzumu ekledim.Yoğurdumuda içine ilave edip yogurdum.Derin bir kaba koyup üzerini örttüm ve mayalandırdım.Gidip gelip yoğurdum.Sert bir hamur elde edeceksiniz bu önemli.4-5 gün beklettim . çok beklerse tarhana ekşi olur.Az beklerse tadı yerinde oluyor.Yogurma işlemi sırasında içine acı biberde koyabilirsiniz.Sonra çarşafın üzerine kopararak yaydım.Alt üst ederek her iki yüzünü kuruyyum.Fazla kurutmayın ufalaması zor oluyor.Ben ufalama işlemini rondadan çekerek yaptım.Çok pratik oldu.Sonra serip kuruttum.Bez torbaya koydum. Yerine kaldırdım.Benim tarhanam çok basit.İnanıyorumki sizde kolayca yapabilirsiniz.Gözümüzde büyütecek bir şey değilmiş yapımı.
Perşembe, Eylül 04, 2008
Sobe...
Sevgili arkadaşım zerrin(Zerrin pasta evi) beni sobelemiş.
Şimdi katılmamak olmaz.Teşekkürler zerrinciğim.Elimden geldiğince cevap yazayım.
-Blog yazmaya ilk ne zaman başladın.?
2007 martıydı sanırım.İnt'te dolaşırken blog la karşılaştım.Araştırmaya başlarken portakal ağacını gördüm hoşuma gitti.Oradan yorumlara geçtim.Baktımki birçok arkadaşın blogu var.Çok şaşırdım.İncelemem sürdü.Diğer bloklara ulaştım.Önce yemek ve pasta tariflerini dosyama aldım.Sonra blog nasıl oluşuyor diye düşündüm Bir kaç gün içinde blogcuyu açtım.Baktım bloğspot var hemen ona geçtim.Yazılara başladım.Resim olayını beceremem diye düşünürken resim yerleştirmeyi intten ögrendim.Bununla ilgili bir proğram indirdim hala onu kullanıyorum.Fotoğraf makinam yok ama olsun cepten çekip bloga yerleştiriyorum.Zaman zaman bu konu ile ilgili olumsunluklar alıyorum.Zamanı gelince sanırım oda olacak.Fotoğrafın sanat açısından bloga katkıları çok fazla bunun kavramış durumdayım.
-Blog yazısı konularının belli bir çizgide olmasına özen gösteriyormusun?
Evet.
-Blog yazmayı ne kadar sürdüreceksin.?
Çok uzun soluklu olmasını diliyor ve istiyorum.
-Blog yazman senin için eğlenceli bir uğraşken, şimdi zorun bir hal almaya başladımı?
Hala eğlenceli buluyorum ama zaman zaman yazmadığım günler sıkıntı veriyor..
-Blog yazmak için gün içinde bazı şeylerden feragat ediyormusun.
Hayır.
Bende Sevgili arkadaşlarımdan birini sobeleyeyim.
Herkesi sobelemek olmaz.
Sevda mavisi.
Betül.
Işılca tatlar.
Sobelendiniz...
Sevgili arkadaşım zerrin(Zerrin pasta evi) beni sobelemiş.
Şimdi katılmamak olmaz.Teşekkürler zerrinciğim.Elimden geldiğince cevap yazayım.
-Blog yazmaya ilk ne zaman başladın.?
2007 martıydı sanırım.İnt'te dolaşırken blog la karşılaştım.Araştırmaya başlarken portakal ağacını gördüm hoşuma gitti.Oradan yorumlara geçtim.Baktımki birçok arkadaşın blogu var.Çok şaşırdım.İncelemem sürdü.Diğer bloklara ulaştım.Önce yemek ve pasta tariflerini dosyama aldım.Sonra blog nasıl oluşuyor diye düşündüm Bir kaç gün içinde blogcuyu açtım.Baktım bloğspot var hemen ona geçtim.Yazılara başladım.Resim olayını beceremem diye düşünürken resim yerleştirmeyi intten ögrendim.Bununla ilgili bir proğram indirdim hala onu kullanıyorum.Fotoğraf makinam yok ama olsun cepten çekip bloga yerleştiriyorum.Zaman zaman bu konu ile ilgili olumsunluklar alıyorum.Zamanı gelince sanırım oda olacak.Fotoğrafın sanat açısından bloga katkıları çok fazla bunun kavramış durumdayım.
-Blog yazısı konularının belli bir çizgide olmasına özen gösteriyormusun?
Evet.
-Blog yazmayı ne kadar sürdüreceksin.?
Çok uzun soluklu olmasını diliyor ve istiyorum.
-Blog yazman senin için eğlenceli bir uğraşken, şimdi zorun bir hal almaya başladımı?
Hala eğlenceli buluyorum ama zaman zaman yazmadığım günler sıkıntı veriyor..
-Blog yazmak için gün içinde bazı şeylerden feragat ediyormusun.
Hayır.
Bende Sevgili arkadaşlarımdan birini sobeleyeyim.
Herkesi sobelemek olmaz.
Sevda mavisi.
Betül.
Işılca tatlar.
Sobelendiniz...
Pazartesi, Temmuz 21, 2008
Çıplak börek...

Şu yaz gününde giyinmek zor geliyor.Sıkı daracık kıyafetler bana zul geliyor.Tiril tiril,İncecik kumaştan yapılmış elbiseler tam bana göre.Basmayı oldum olası çok severek giyerim .Belkide çocukluğumun o sümerbank basmalarından olsa gerek ev elbisesi dendimi mutlak aklıma çocukluğumun çiçekli şirinmi şirin sümer basmaları gelir.Ne şirin basmalar alırdı annem.Birde yanında BURDA dergisiyle.Patron çıkartır, hemencecik o gün dikerdim.Sevinçle, öğünerek giyer aymanın karşısına geçer şirinlikler yapardım.Ortaokul-lise yıllarımdı bu söylediklerimi yaptığım zamanlar.Annemin ayaklı zenit marka makinasında dikilirdi herşey.Sonra evlenince eşim dikişi sevdiğimi bildiğinden bana singer marka elektrikli bir makina aldı.Hiç randıman alamadım.Dikiştende beni soğuttu.
Şimdi diksem diyorum.Makinanın tamiri var...Uzun iş..
Hem ucuzluk zamanı .Dikmek için sabır gerek..
Kumaşlar ise el yakıyor..
Bakın ne çok bahanem var . Dikmemek için.
Eşim böyle diyor.Ben değil..
Bir börek beni nerelere götürdü.
Nenem böyle derdi bu böreğe.ÇIPLAK.Bu böreği yapmak annemin fikriydi.Anılarda gezinirken anneciğimin aklına geldi.Bende ona sürpriz yapıverdim.
Çıplak oluşunun sebebi yufkasız oluşu.Elbisesi yok üzerinde.NÜ haliyle geldi önünüze.
3 papatesi rendeledim.İçine yarım demek yeşil soğan,1 demet maydanos. birkaç adet köy biberi,Kırmızı pul biber,karabiber,tuz ve zeytinyağ gezdirip karıştırdım.Fırın tepsisine boşalttım.Börek gibi pişti.Aman ne lezzet.Zaten patatesli çeşnileri çok severim.Hafif ve lezzetli bir yaz böreği.Yapın lütfen ben bu böreğin kabaklısınıda yapıyorum.O da harika olur..Benim için bir yaz klasiği çıplak börek..

Şu yaz gününde giyinmek zor geliyor.Sıkı daracık kıyafetler bana zul geliyor.Tiril tiril,İncecik kumaştan yapılmış elbiseler tam bana göre.Basmayı oldum olası çok severek giyerim .Belkide çocukluğumun o sümerbank basmalarından olsa gerek ev elbisesi dendimi mutlak aklıma çocukluğumun çiçekli şirinmi şirin sümer basmaları gelir.Ne şirin basmalar alırdı annem.Birde yanında BURDA dergisiyle.Patron çıkartır, hemencecik o gün dikerdim.Sevinçle, öğünerek giyer aymanın karşısına geçer şirinlikler yapardım.Ortaokul-lise yıllarımdı bu söylediklerimi yaptığım zamanlar.Annemin ayaklı zenit marka makinasında dikilirdi herşey.Sonra evlenince eşim dikişi sevdiğimi bildiğinden bana singer marka elektrikli bir makina aldı.Hiç randıman alamadım.Dikiştende beni soğuttu.
Şimdi diksem diyorum.Makinanın tamiri var...Uzun iş..
Hem ucuzluk zamanı .Dikmek için sabır gerek..
Kumaşlar ise el yakıyor..
Bakın ne çok bahanem var . Dikmemek için.
Eşim böyle diyor.Ben değil..
Bir börek beni nerelere götürdü.
Nenem böyle derdi bu böreğe.ÇIPLAK.Bu böreği yapmak annemin fikriydi.Anılarda gezinirken anneciğimin aklına geldi.Bende ona sürpriz yapıverdim.
Çıplak oluşunun sebebi yufkasız oluşu.Elbisesi yok üzerinde.NÜ haliyle geldi önünüze.
3 papatesi rendeledim.İçine yarım demek yeşil soğan,1 demet maydanos. birkaç adet köy biberi,Kırmızı pul biber,karabiber,tuz ve zeytinyağ gezdirip karıştırdım.Fırın tepsisine boşalttım.Börek gibi pişti.Aman ne lezzet.Zaten patatesli çeşnileri çok severim.Hafif ve lezzetli bir yaz böreği.Yapın lütfen ben bu böreğin kabaklısınıda yapıyorum.O da harika olur..Benim için bir yaz klasiği çıplak börek..
Perşembe, Temmuz 17, 2008
Meze.

Şimdi yaz, meze bol.Kavun-karpuz-beyaz peynir üçlüsü bir meze için yeterli.Bense bunlarla yetinmeyip sarımsaklı birşeylerde hazırlamak istedim.Hepimizin severek ve basit bulduğu bir tarif .Bizim evde mezenin dışında bile et yemeklerinin yanında severek tüketilir.
Kışın bolca tükettiğimiz ıspanak pazarda taze taze bana bakıyorlardı. Kıramazdım onları. Bir demet aldım. Evde biraz da havucum vardı. Yıkandılar. Ayıklandılar.Ispanağı küçük bir soğanla zeytinyağında kavurdum. Soğuttum .Sarımsaklı torba yoğurdunu içine katıp karıştırdım. Servis tabağına aldım.
Diğer taraftan havucu soyup rendeledim. Az zeytinyağında soğanla hafif döndürdüm.Soğuyunca içine sarımsaklı torba yoğurdunu koydum.İsterseniz havucu rendeledikten sonra kavurmadan yoğurtla karıştırıp servis yapabilirsiniz.Ben dahada lezzetlendirmek için soğan koydum.O vakitte biraz kavurmak gerek.
İkisi de az olduğu için aynı servis tabağında sunulmalıydılar.Ayrıca da görüntü hoş olmalıydı.turuncu-yeşil uyumu muhteşem oldu.
Karışmamaları içinse araya kesilmiş ince uzun bir salatalığı yerlertirdim.
Çok şık durdu.

Şimdi yaz, meze bol.Kavun-karpuz-beyaz peynir üçlüsü bir meze için yeterli.Bense bunlarla yetinmeyip sarımsaklı birşeylerde hazırlamak istedim.Hepimizin severek ve basit bulduğu bir tarif .Bizim evde mezenin dışında bile et yemeklerinin yanında severek tüketilir.
Kışın bolca tükettiğimiz ıspanak pazarda taze taze bana bakıyorlardı. Kıramazdım onları. Bir demet aldım. Evde biraz da havucum vardı. Yıkandılar. Ayıklandılar.Ispanağı küçük bir soğanla zeytinyağında kavurdum. Soğuttum .Sarımsaklı torba yoğurdunu içine katıp karıştırdım. Servis tabağına aldım.
Diğer taraftan havucu soyup rendeledim. Az zeytinyağında soğanla hafif döndürdüm.Soğuyunca içine sarımsaklı torba yoğurdunu koydum.İsterseniz havucu rendeledikten sonra kavurmadan yoğurtla karıştırıp servis yapabilirsiniz.Ben dahada lezzetlendirmek için soğan koydum.O vakitte biraz kavurmak gerek.
İkisi de az olduğu için aynı servis tabağında sunulmalıydılar.Ayrıca da görüntü hoş olmalıydı.turuncu-yeşil uyumu muhteşem oldu.
Karışmamaları içinse araya kesilmiş ince uzun bir salatalığı yerlertirdim.
Çok şık durdu.
Pazartesi, Temmuz 14, 2008
Pamuk kek..Eşim istedi..hiç suçum yok...
Klasik kek tarifim benim bu.Yanlız su bardağı biraz farklı o yüzden ölçüyü size vermek istiyorum.Kek yapmam konusunda tek suçlu olan eşim, benim karşı olmama rağmen benzin aldığı yerden getirdiği su bardaklarını bu kekte ölçü olarak kullandım.
Eşim kek isteyince restorant bardağı tabir ettiğim su bardağım bulaşık makinasındaydı.Aklıma eşimin benzinlikten getirdiği benimde kullanma konusunda direndiğim bardaklar aklıma geldi.Sakladığım yerden çıkartıp yıkandılar ve ölçü için hazır oldular.
4 su bardağı un.
4 yumurta.
2 paket vanilya
1 paket kabartma tozu.
1 limonun suyu
1 bardak zeytinyağ.
1,5 bardak süt.
2 su bardağı toz şeker.
bir çimdik tuz.ve bir kaşık ılık su.
ve mehtap marka kek kalıbı(Dilimli şekilli olan)
Bildiğimiz kek yapım şekli...
Unlular bir kapta, sıvılar bir kapta mikser ile karıştırılır.Birbirlerine katılır.Pürüz kalmayıncaya dek mikser ile karıştırılır. Kek kalıbı yağlanır hamur kalıba dökülür ve 175 derecede 45 dk. pişirilir.
İnanın pamuk gibi yumuşacık.lezzetlimi lezzetli bir kek oluyor.İsterseniz içine kuruüzüm koyabilirsiniz çok yakışır.
Ben hiç kek tarifi aramıyorum son zamanlarda..Ölçüm bu.Çokta başarılı oldum kendimce.
Evcek çok severek tüketiyoruz. Özellikle kek sevmeyen eşim bile bitince arar oldu..
Misafirlerimde yumuşacık pamuk gibi oluşunu ve tadını çok seviyorlar...

Klasik kek tarifim benim bu.Yanlız su bardağı biraz farklı o yüzden ölçüyü size vermek istiyorum.Kek yapmam konusunda tek suçlu olan eşim, benim karşı olmama rağmen benzin aldığı yerden getirdiği su bardaklarını bu kekte ölçü olarak kullandım.
Eşim kek isteyince restorant bardağı tabir ettiğim su bardağım bulaşık makinasındaydı.Aklıma eşimin benzinlikten getirdiği benimde kullanma konusunda direndiğim bardaklar aklıma geldi.Sakladığım yerden çıkartıp yıkandılar ve ölçü için hazır oldular.
4 su bardağı un.
4 yumurta.
2 paket vanilya
1 paket kabartma tozu.
1 limonun suyu
1 bardak zeytinyağ.
1,5 bardak süt.
2 su bardağı toz şeker.
bir çimdik tuz.ve bir kaşık ılık su.
ve mehtap marka kek kalıbı(Dilimli şekilli olan)
Bildiğimiz kek yapım şekli...
Unlular bir kapta, sıvılar bir kapta mikser ile karıştırılır.Birbirlerine katılır.Pürüz kalmayıncaya dek mikser ile karıştırılır. Kek kalıbı yağlanır hamur kalıba dökülür ve 175 derecede 45 dk. pişirilir.
İnanın pamuk gibi yumuşacık.lezzetlimi lezzetli bir kek oluyor.İsterseniz içine kuruüzüm koyabilirsiniz çok yakışır.
Ben hiç kek tarifi aramıyorum son zamanlarda..Ölçüm bu.Çokta başarılı oldum kendimce.
Evcek çok severek tüketiyoruz. Özellikle kek sevmeyen eşim bile bitince arar oldu..
Misafirlerimde yumuşacık pamuk gibi oluşunu ve tadını çok seviyorlar...
Çarşamba, Temmuz 09, 2008
Zeytinyağlı- limonlu kek..
Şu yaz günü kek yapılırmı demeyin sakın.Yaz da olsa insanın canı çayın yanında birşeyler yemek istiyor.Oğlum mersinden gelirken bir torba limonla geldi.Bir başka güzel, bir başka koku sanki.Kesince misler gibi kokuyor.Sanki evde limon ağacı var.Mutfak, buzdolabının içi hatta odalara kadar yayılan kokusu hepimizi mest etti.Oğlum işte anne organik limon bu dedi..
Bende kek yapmaya karar verdim.İyikide yapmışım nefis kokusu keke öyle bir sindiki anlatamam yedikçe yiyesimiz geldi ve hemencecik tüketildi..Ayrıca zeytinyağ keke nefis bir tat veriyor.İkisinin birleşimi lezzeti dahada arttırdı.
Malzemeler:
3 yumurta,
1,5 bardak şeker.
1 su bardağı süt.
3,5 su bardağı elenmiş un.
1 paket vanilya
1 paket kabartma tozu
Bir çimdik tuz.
1 yemek kaşığı su.
1/2 su bardağı zeytinyağ
2 adet limonun suyu ve rendesi.
Unlu malzemeleri ayrı bir yerde karıştırıyoruz.
Yumurtayı ve şekeri kerema haline getirip sırasıyla diger malzemeleri ekleyip unlu malzemeyi katıyoruz.Mikser ile karıştırıp pürüzsüz hale getirince yaglanmış kalıba döküp önceden ısıtılmış fırında 175 derecede 45 dakika pişiriyoruz.Kapağını hiç açmıyoruz.İçinin pişip pişmediğini anlamak için ben bıçak batırıp çıkarıyorum.Bıçakta hamur kalmaz ise o kek pişmiş sayılır.Fırından alıp ıslak bez üzerine tepsiyi oturtuyoruz.5-10 dk. beklesin sonra ızgara üzerine çıkarttığımız keki soğumaya bırakıyoruz.

Şu yaz günü kek yapılırmı demeyin sakın.Yaz da olsa insanın canı çayın yanında birşeyler yemek istiyor.Oğlum mersinden gelirken bir torba limonla geldi.Bir başka güzel, bir başka koku sanki.Kesince misler gibi kokuyor.Sanki evde limon ağacı var.Mutfak, buzdolabının içi hatta odalara kadar yayılan kokusu hepimizi mest etti.Oğlum işte anne organik limon bu dedi..
Bende kek yapmaya karar verdim.İyikide yapmışım nefis kokusu keke öyle bir sindiki anlatamam yedikçe yiyesimiz geldi ve hemencecik tüketildi..Ayrıca zeytinyağ keke nefis bir tat veriyor.İkisinin birleşimi lezzeti dahada arttırdı.
Malzemeler:
3 yumurta,
1,5 bardak şeker.
1 su bardağı süt.
3,5 su bardağı elenmiş un.
1 paket vanilya
1 paket kabartma tozu
Bir çimdik tuz.
1 yemek kaşığı su.
1/2 su bardağı zeytinyağ
2 adet limonun suyu ve rendesi.
Unlu malzemeleri ayrı bir yerde karıştırıyoruz.
Yumurtayı ve şekeri kerema haline getirip sırasıyla diger malzemeleri ekleyip unlu malzemeyi katıyoruz.Mikser ile karıştırıp pürüzsüz hale getirince yaglanmış kalıba döküp önceden ısıtılmış fırında 175 derecede 45 dakika pişiriyoruz.Kapağını hiç açmıyoruz.İçinin pişip pişmediğini anlamak için ben bıçak batırıp çıkarıyorum.Bıçakta hamur kalmaz ise o kek pişmiş sayılır.Fırından alıp ıslak bez üzerine tepsiyi oturtuyoruz.5-10 dk. beklesin sonra ızgara üzerine çıkarttığımız keki soğumaya bırakıyoruz.
Pazartesi, Temmuz 07, 2008
Şekerpare..
Cumartesi - pazar bahçede kayısı hasadı vardı.Bu sene kayısı yılı galiba.Ağaç meyveden kırılıyor.Dallar yere eğilmiş vaziyette.Kendi ektiğimiz bir ağaç kayısı ağacı, diğer ektiğimiz meyve ağaçları gibi.Meyvesini dalından toplarken incitmedim hiç kendisini.Dalların arasındaki bal rengi görüntüsü insanı mest ediyor.Güneşi tutmuş gibi, ona ulaşmış gibi oluyor insan.Büyütüp gözünün içine bakarak suladığımız içinmidir nedir kayısıyı yerken gurur duyduk evcek.Hemencecik kompostosu yapıldı pilavın yanında.Annem reçelini yaptı acele.Akşamın ilerleyen saatinde buzdolabından çıkartılıp soğuk soğuk yenildiler.Komşulara dağıtıldılar gururla.Çok lezzetli olduğunu söylemeleri ise ayrı bir keyif yarattı eşimde.Malatya kayısısı bunlar dedi durdu.Kendi memleketinin kayısısını çok anlatır durur yıllardır.Haklı da.

Cumartesi - pazar bahçede kayısı hasadı vardı.Bu sene kayısı yılı galiba.Ağaç meyveden kırılıyor.Dallar yere eğilmiş vaziyette.Kendi ektiğimiz bir ağaç kayısı ağacı, diğer ektiğimiz meyve ağaçları gibi.Meyvesini dalından toplarken incitmedim hiç kendisini.Dalların arasındaki bal rengi görüntüsü insanı mest ediyor.Güneşi tutmuş gibi, ona ulaşmış gibi oluyor insan.Büyütüp gözünün içine bakarak suladığımız içinmidir nedir kayısıyı yerken gurur duyduk evcek.Hemencecik kompostosu yapıldı pilavın yanında.Annem reçelini yaptı acele.Akşamın ilerleyen saatinde buzdolabından çıkartılıp soğuk soğuk yenildiler.Komşulara dağıtıldılar gururla.Çok lezzetli olduğunu söylemeleri ise ayrı bir keyif yarattı eşimde.Malatya kayısısı bunlar dedi durdu.Kendi memleketinin kayısısını çok anlatır durur yıllardır.Haklı da.
Perşembe, Temmuz 03, 2008
Gül Reçeli..<a href="http://2.bp.blogspot.com/_sEj5Z5Po2QA/SGy4TlpZkNI/AAAAAAAAAjQ/IDryi7Sbdmk/s1600-h/Resim0238.jpg">
Reçellik güller mayıs ayında çıkar.Bu pembe reçellik güller Bahçemin ön kısmında açtıkça açıyorlar.Her sene beni reçel yapmaya iten şey kokularıdır.Mis gibi koku bırakırlar, sabah sabah kahvaltı sofrasında aklımızı başımızdan alırlar.Her sabah gün ağarınca bahçeden toplarım toplarken dikkat edilecek husus gülün tüm yapraklarını parmaklarınızın arasına alıp kök kısmındaki beyaz kısmı kesip atmaktır.Bu işin püf noktası.Zira beyaz kısımlarla kaynatırsanız reçel acı olur.Toplanan güller bir kavanozda biriktirilir.(Bu biriktirme işi 3-5 gün sürer.)Güller yıkanır ve süzülür sakın süzme suyunu atmayın reçel yaparken bunu kullanıyoruz.Süzülen güllerin üzerine 1 çay bardağı kadar toz şeker döküp ovuyoruz.Bunun sebebi gül yapraklarını yumuşatmak.
Sonra dinlendirmeye alıyoruz.Gül yapraklarının ne kadar olduğuna gelince tahminen 200 diyebilirim. Varsın gülünüz çok olsun. Reçelde bol yaprak hoş oluyor.
Tencereye 1 bardak su koyup güllerimizi içine atıp haşlıyoruz.
Ayrı bir tencerede de 1 kilo şeker ve 1 su bardağı suyu kaynatıyoruz biraz fazla kaynasın hafif koyulaşsın.Sonra haşlanan gülleri de katıp ağır ateşte kaynatıyoruz.(Şunu söylemek isterim : Kaynatma esnasında gülün rengi yeşildir. Ne zamanki içine limon suyu ilave edilir işte o an rengi inanılmaz bir biçimde aniden pembeye döner. Beni mest eden işte bu işlemi seyretmek.)reçelimi İndirmeden önce 1 limonun suyunu ilave ediyoruz.
İşin çok önemli bir kısmıda reçeli fazla kaynatmamak.Kaynatırsak gül yapraklarının rengi kararıyor.Ayrıca çok fazla ağdalı oluyorki bu da reçelin ağdalaşmasına kaşıkla alımının zorlaşmasına sebeb oluyor.Kokusu da bozuluyor.
Artık bu güzel gülün mevsimi bitti.Ne yazıkki..
Bu hoş kokulu gülden şurupta yapıyorum.O da harika bir içecek oluyor.Mis gibi kokuyor.
Aynı işlemi tekrar ediyoruz.Gülleri topluyor altlarını makasla kesip beyazlarını atıyoruz .Yaprakları biriktiriyoruz.Cam şişede ve buzdolabında tutuyoruz.
Sonra Gülleri ovuyoruz şekerle,ve limon tuzuyla.
Suyu kaynatıp ılıtıyoruz.Pet şişeye güllerimizi koyup üzerine ılık suyu döküyoruz.Buzdolabına koyuyoruz bir kaç güz beklesin alıp süzelim.Tekrar cam kavanoza koyup dolaba kaldıralım.İçmek istediğimizde içine şakar katıp arzuya göre tatlandıralım.
Bu durum isteğe bağlı.İsterseniz şeker ve suyu tencereye koyup aynı anda kaynatıp ılıtıp güllerle beraber kavanoza konulabilir.
Reçellik güller mayıs ayında çıkar.Bu pembe reçellik güller Bahçemin ön kısmında açtıkça açıyorlar.Her sene beni reçel yapmaya iten şey kokularıdır.Mis gibi koku bırakırlar, sabah sabah kahvaltı sofrasında aklımızı başımızdan alırlar.Her sabah gün ağarınca bahçeden toplarım toplarken dikkat edilecek husus gülün tüm yapraklarını parmaklarınızın arasına alıp kök kısmındaki beyaz kısmı kesip atmaktır.Bu işin püf noktası.Zira beyaz kısımlarla kaynatırsanız reçel acı olur.Toplanan güller bir kavanozda biriktirilir.(Bu biriktirme işi 3-5 gün sürer.)Güller yıkanır ve süzülür sakın süzme suyunu atmayın reçel yaparken bunu kullanıyoruz.Süzülen güllerin üzerine 1 çay bardağı kadar toz şeker döküp ovuyoruz.Bunun sebebi gül yapraklarını yumuşatmak.
Sonra dinlendirmeye alıyoruz.Gül yapraklarının ne kadar olduğuna gelince tahminen 200 diyebilirim. Varsın gülünüz çok olsun. Reçelde bol yaprak hoş oluyor.
Tencereye 1 bardak su koyup güllerimizi içine atıp haşlıyoruz.
Ayrı bir tencerede de 1 kilo şeker ve 1 su bardağı suyu kaynatıyoruz biraz fazla kaynasın hafif koyulaşsın.Sonra haşlanan gülleri de katıp ağır ateşte kaynatıyoruz.(Şunu söylemek isterim : Kaynatma esnasında gülün rengi yeşildir. Ne zamanki içine limon suyu ilave edilir işte o an rengi inanılmaz bir biçimde aniden pembeye döner. Beni mest eden işte bu işlemi seyretmek.)reçelimi İndirmeden önce 1 limonun suyunu ilave ediyoruz.
İşin çok önemli bir kısmıda reçeli fazla kaynatmamak.Kaynatırsak gül yapraklarının rengi kararıyor.Ayrıca çok fazla ağdalı oluyorki bu da reçelin ağdalaşmasına kaşıkla alımının zorlaşmasına sebeb oluyor.Kokusu da bozuluyor.
Artık bu güzel gülün mevsimi bitti.Ne yazıkki..
Bu hoş kokulu gülden şurupta yapıyorum.O da harika bir içecek oluyor.Mis gibi kokuyor.
Aynı işlemi tekrar ediyoruz.Gülleri topluyor altlarını makasla kesip beyazlarını atıyoruz .Yaprakları biriktiriyoruz.Cam şişede ve buzdolabında tutuyoruz.
Sonra Gülleri ovuyoruz şekerle,ve limon tuzuyla.
Suyu kaynatıp ılıtıyoruz.Pet şişeye güllerimizi koyup üzerine ılık suyu döküyoruz.Buzdolabına koyuyoruz bir kaç güz beklesin alıp süzelim.Tekrar cam kavanoza koyup dolaba kaldıralım.İçmek istediğimizde içine şakar katıp arzuya göre tatlandıralım.
Bu durum isteğe bağlı.İsterseniz şeker ve suyu tencereye koyup aynı anda kaynatıp ılıtıp güllerle beraber kavanoza konulabilir.
Pazartesi, Haziran 30, 2008
Pazar sabahlarımın ballı gözlemesi... 
Bu nefis gözlemeyi yıllar önce şükran adlı bir komşumdan öğrenmiştim.Kulakları çınlasın.
O zamandan bu yana yaptığım hatta pazar sabahlarının vazgeçilmezi olan bu kolay gözlemeyi burada yayınlamayı hiç düşünmemiştim.mail gurubu arkadaşlarımdan aldığım maille yayınlamaya karar verdim.Çoğu arkadaşımın bildiği yaptığı bu kolay basit ama oldukça lezzetli olan gözleme tarifini bende vermek istiyorum.Bu pazar sabahı da yaptım sebebi ise siirtten gelen o muhteşem balın şerefine..
Balla yenildiği gibi, arasına beyaz peynir maydanoz veya dereotu ile de harika oluyor.
Bir adet yufkayı açıyorsunuz.(ben hazır kullandığım gibi elde açma yufkadanda yapıyorum) bir adet yumurtayı kasede çırpıyor içine biraz süt koyuyorsunuz.Bir fırça yardımıyla yufkanın her tarafına sürüyorsunuz.Gözleme şeklinde katlıyor ve her katlayışta üzerine karışımı sürüyorsunuz.Yağsız tavada pişiriyor ve üzerine fırça ile tereyağ sürüp her iki yüzünü biraz daha ateşte tutup tavadan alıyorsunuz.İstediğiniz malzemeyi koyarak misler gibi tüketiyorsunuz..Ben bal koydum.Bal sıcak gözlemenin üzerinde ısındı harika bir lezzet oldu.

Bu nefis gözlemeyi yıllar önce şükran adlı bir komşumdan öğrenmiştim.Kulakları çınlasın.
O zamandan bu yana yaptığım hatta pazar sabahlarının vazgeçilmezi olan bu kolay gözlemeyi burada yayınlamayı hiç düşünmemiştim.mail gurubu arkadaşlarımdan aldığım maille yayınlamaya karar verdim.Çoğu arkadaşımın bildiği yaptığı bu kolay basit ama oldukça lezzetli olan gözleme tarifini bende vermek istiyorum.Bu pazar sabahı da yaptım sebebi ise siirtten gelen o muhteşem balın şerefine..
Balla yenildiği gibi, arasına beyaz peynir maydanoz veya dereotu ile de harika oluyor.
Bir adet yufkayı açıyorsunuz.(ben hazır kullandığım gibi elde açma yufkadanda yapıyorum) bir adet yumurtayı kasede çırpıyor içine biraz süt koyuyorsunuz.Bir fırça yardımıyla yufkanın her tarafına sürüyorsunuz.Gözleme şeklinde katlıyor ve her katlayışta üzerine karışımı sürüyorsunuz.Yağsız tavada pişiriyor ve üzerine fırça ile tereyağ sürüp her iki yüzünü biraz daha ateşte tutup tavadan alıyorsunuz.İstediğiniz malzemeyi koyarak misler gibi tüketiyorsunuz..Ben bal koydum.Bal sıcak gözlemenin üzerinde ısındı harika bir lezzet oldu.
Perşembe, Haziran 12, 2008
44.Tekirdağ kiraz festivali başladı..

Memleketimin kirazı görücüye çıktı.
13-19 Haziran tarihleri arasında 1 hafta boyunca kutlanacak.Özelliklede şarköyde.
1961'de başlayan 1963'te 4 gün süre ile kutlanan festival, kiraz festivaline dönüştü.
1963 ten sonrada sürekli kutlanır hale geldi.Lise yıllarımda şarköyde festivale katılır bol bol kiraz yerdik.Festivale katılmanızı bolca da bu meyveyi yemenizi, festivale renk katmanızı dilerim..

Memleketimin kirazı görücüye çıktı.
13-19 Haziran tarihleri arasında 1 hafta boyunca kutlanacak.Özelliklede şarköyde.
1961'de başlayan 1963'te 4 gün süre ile kutlanan festival, kiraz festivaline dönüştü.
1963 ten sonrada sürekli kutlanır hale geldi.Lise yıllarımda şarköyde festivale katılır bol bol kiraz yerdik.Festivale katılmanızı bolca da bu meyveyi yemenizi, festivale renk katmanızı dilerim..
Sofradaki anadolu..

Türkiye'deki ilk yemek şenliği İstanbul'da buğün başladı arkadaşlar.Şenliğin ismi SOFRADAKİ ANADOLU. Caddebostandaki çadırda bu nefis yemekler tanıtılıyor.
Şenlikte 10 bini aşkın yöresel yemek tanıtılacak.
Örneğin;
-Kiraz yaprağı sarması,
-Hardaliye (kırklareli yöresinden içecektir.)Üzüm,vişne yaprağı,şıra ve hardal tozu ile yapılan bir içecektir.1 kat üzüm ezmesi bir katda diğer karışım üst üste döşenir.alta sızan su tekrar üstten dökülerek işlem tekrarlanıyor.Havalandırarak suyun süzülmesi sağlanıyor.Şişelere dolduruluyor.işin sırrı havalandırmasında yatıyor.
-Enginar dolası (erik ve kaburga ile pişiriliyor)..vb..
Bu şenliği düzenleyenlerin başında dernek başkanı sayın Adnan Şahin bulunuyor.
İstanbul'da bulunan dostlara duyurmak istedim.
Gitmeyi, orada bulunmayı çok ama çok isterdim.
Umarım gider ve bu nefis şenliğe katılırsınız..
Sevgili tijen umarım haberin olur.Bizide bilğilendirirsin..

Türkiye'deki ilk yemek şenliği İstanbul'da buğün başladı arkadaşlar.Şenliğin ismi SOFRADAKİ ANADOLU. Caddebostandaki çadırda bu nefis yemekler tanıtılıyor.
Şenlikte 10 bini aşkın yöresel yemek tanıtılacak.
Örneğin;
-Kiraz yaprağı sarması,
-Hardaliye (kırklareli yöresinden içecektir.)Üzüm,vişne yaprağı,şıra ve hardal tozu ile yapılan bir içecektir.1 kat üzüm ezmesi bir katda diğer karışım üst üste döşenir.alta sızan su tekrar üstten dökülerek işlem tekrarlanıyor.Havalandırarak suyun süzülmesi sağlanıyor.Şişelere dolduruluyor.işin sırrı havalandırmasında yatıyor.
-Enginar dolası (erik ve kaburga ile pişiriliyor)..vb..
Bu şenliği düzenleyenlerin başında dernek başkanı sayın Adnan Şahin bulunuyor.
İstanbul'da bulunan dostlara duyurmak istedim.
Gitmeyi, orada bulunmayı çok ama çok isterdim.
Umarım gider ve bu nefis şenliğe katılırsınız..
Sevgili tijen umarım haberin olur.Bizide bilğilendirirsin..
Salı, Haziran 10, 2008
Salı, Nisan 22, 2008
ZEYTİNYAĞLI NANELİ KURUFASULYE..

Bilmem yaparmısınız?
Ben çok severim.Eşimede sevdirdim.O asla etsiz kurufasulye yemezdi.Şimdi bu haline bayılıyor.İnanın bu hali etliyi asla aratmıyor.Hatta dahada lezzetli benim için.Bildiğiniz gibi,kurufasulyeyi akşamdan ıslıyoruz.Suyunu süzüp tekrar su koyarak haşlıyoruz.Ben kuru fasulyenin miktarını ve iç malzemesini tahmini yani göz kararı koyuyorum.
Ayrı bir kapta içini hazırlıyoruz.2-3 adet soğanı çintiyorum içine zeytinyağ koyup ateşte kavuruyorum. Bu arada içine kırmızı biber ve yeşil biber doğruyorum.Tukaşın biber sosundan 2-3 kaşık ilave ediyorum ayrıca 2 kaşık domates salçası koyuyorum.Hepsini iyice pişirdikten sonra ayrı bir yerde 2 kaşık unu sulandırıp sosa ilave ediyorum. Yeterince bu şekilde pişirip bolca nane ilave diyorum.Pişirdiğim fasulye tenceresine içi ilave ederek pişirmeye devam ediyorum.Tabi tuzuda ilave etmeyi unutmuyoruz.Nane den hoşlanmayanlar koymayabilirler.O şekliyle bile nefis oluyor.Tavsiye ederim.Yapacak olanlar çok sevecekler eminim.Şimdiden afiyet şeker olsun..

Bilmem yaparmısınız?
Ben çok severim.Eşimede sevdirdim.O asla etsiz kurufasulye yemezdi.Şimdi bu haline bayılıyor.İnanın bu hali etliyi asla aratmıyor.Hatta dahada lezzetli benim için.Bildiğiniz gibi,kurufasulyeyi akşamdan ıslıyoruz.Suyunu süzüp tekrar su koyarak haşlıyoruz.Ben kuru fasulyenin miktarını ve iç malzemesini tahmini yani göz kararı koyuyorum.
Ayrı bir kapta içini hazırlıyoruz.2-3 adet soğanı çintiyorum içine zeytinyağ koyup ateşte kavuruyorum. Bu arada içine kırmızı biber ve yeşil biber doğruyorum.Tukaşın biber sosundan 2-3 kaşık ilave ediyorum ayrıca 2 kaşık domates salçası koyuyorum.Hepsini iyice pişirdikten sonra ayrı bir yerde 2 kaşık unu sulandırıp sosa ilave ediyorum. Yeterince bu şekilde pişirip bolca nane ilave diyorum.Pişirdiğim fasulye tenceresine içi ilave ederek pişirmeye devam ediyorum.Tabi tuzuda ilave etmeyi unutmuyoruz.Nane den hoşlanmayanlar koymayabilirler.O şekliyle bile nefis oluyor.Tavsiye ederim.Yapacak olanlar çok sevecekler eminim.Şimdiden afiyet şeker olsun..
Cuma, Nisan 11, 2008
YAZ TURŞUSU..

Trakyada çok yapılan bir turşudur.Canınız turşumu çekti acele yapıp bir gün sonra yediğinizde daha bir lezzetlenir.Yap-ye bu kadar basit ve zahmetsizdir.
1 kilo çarliston biberi yıkayıp 4 veya 5 parçaya bölebilirsiniz.Derin bir tencereye biberleri koyup üzerine 2 veya 2,5 su bardağı sıcak su döküp ateşi yakın.Kaynamaya başlayınca tencerenin kapağını kapatıp biberlerin sararmasını bekleyin.Bu 10 veya 15 dakikanızı alan bir süredir.Bu arada içine birkaç dal kerevizi çinterek katın ki kereviz nefis bir koku veriyor.Ateşi kapatın tencerenin kapağını üzerinden alıp biberleri soğutun.
Ayrı bir yerde 1 baş taze sarımsağı ayıklayıp havanda tuz ile dövün bir bardak elma sirkesine (Üzüm sirkeside olur)sarımsağı karıştırın . Soğuyan biberlerin üzerine döküp karıştırın.Turşumuz oldu.Dolapta 1 gün bekleyen turşu nefis oluyor.
Yaptığım yemeklerin fotoğraflarını çekmeyi unutuyorum,ama hafta sonu çekip yayınlayacağım..

Trakyada çok yapılan bir turşudur.Canınız turşumu çekti acele yapıp bir gün sonra yediğinizde daha bir lezzetlenir.Yap-ye bu kadar basit ve zahmetsizdir.
1 kilo çarliston biberi yıkayıp 4 veya 5 parçaya bölebilirsiniz.Derin bir tencereye biberleri koyup üzerine 2 veya 2,5 su bardağı sıcak su döküp ateşi yakın.Kaynamaya başlayınca tencerenin kapağını kapatıp biberlerin sararmasını bekleyin.Bu 10 veya 15 dakikanızı alan bir süredir.Bu arada içine birkaç dal kerevizi çinterek katın ki kereviz nefis bir koku veriyor.Ateşi kapatın tencerenin kapağını üzerinden alıp biberleri soğutun.
Ayrı bir yerde 1 baş taze sarımsağı ayıklayıp havanda tuz ile dövün bir bardak elma sirkesine (Üzüm sirkeside olur)sarımsağı karıştırın . Soğuyan biberlerin üzerine döküp karıştırın.Turşumuz oldu.Dolapta 1 gün bekleyen turşu nefis oluyor.
Yaptığım yemeklerin fotoğraflarını çekmeyi unutuyorum,ama hafta sonu çekip yayınlayacağım..
Çarşamba, Mart 26, 2008
1.Ankara buluşması...

Ankaralı blogsever arkadaşlar dafnede geçen pazar buluştuk.Buluşmamızı sağlayan sevgili sevdaya teşekkürlerimi buradan bir kere daha ifade etmek isterim.Heyecan içinde gittiğim. Sevda güler yüzü ile karşıladı.Çok iyi bir ev sahibesiydi.Masadaki arkadaşları tek tek tanımaya çalıştım. O an çoğunun bloguna bile giremediğimi fark ettim.Önce isimler uçtu gitti.Zamanla tatlı bir muhabbet başladı , bende de isimler yerleşti.Hepsi çok tatlı çok içten samimi dost arkadaşlar.İyiki tanıştık,ne güzel bir gündü.Hepiniz şu an tek tek gözümün önündesiniz.O tatlı gülüşlerinizle, tatlı sohbetlerinizle...
Begüm,hülya, sevda, hülya, yeşim,Betül,Pınar,Elif,Mine,Aysel,Sibel,Eda
Hepinizi tanıdığım için mutluyum.
Fotoğraf makinamı getiremediğim için bloguma koyacak o günün anısına kare yok.
Ama olsun beynimde o güzel yüzlerinizle hatırlanıyorsunuz.
Hepinizi kucaklıyorum.Sımsıcak sevgilerimle..
Teşekkürler..

Ankaralı blogsever arkadaşlar dafnede geçen pazar buluştuk.Buluşmamızı sağlayan sevgili sevdaya teşekkürlerimi buradan bir kere daha ifade etmek isterim.Heyecan içinde gittiğim. Sevda güler yüzü ile karşıladı.Çok iyi bir ev sahibesiydi.Masadaki arkadaşları tek tek tanımaya çalıştım. O an çoğunun bloguna bile giremediğimi fark ettim.Önce isimler uçtu gitti.Zamanla tatlı bir muhabbet başladı , bende de isimler yerleşti.Hepsi çok tatlı çok içten samimi dost arkadaşlar.İyiki tanıştık,ne güzel bir gündü.Hepiniz şu an tek tek gözümün önündesiniz.O tatlı gülüşlerinizle, tatlı sohbetlerinizle...
Begüm,hülya, sevda, hülya, yeşim,Betül,Pınar,Elif,Mine,Aysel,Sibel,Eda
Hepinizi tanıdığım için mutluyum.
Fotoğraf makinamı getiremediğim için bloguma koyacak o günün anısına kare yok.
Ama olsun beynimde o güzel yüzlerinizle hatırlanıyorsunuz.
Hepinizi kucaklıyorum.Sımsıcak sevgilerimle..
Teşekkürler..
Çarşamba, Mart 19, 2008
Blog'umun doğum günü.

Bir yıl nasıl geçti hiç anlamadım.
Yazmaya daha dün başlamış gibi hissediyorum.
Zevkle yazdım hep. Yazamadığım günler aklım burada kaldı.
Blogları gezmeyi çok sevdim.Birçok arkadaşım oldu yüzlerini görmediğim.
Onlardan gelen yazıları okumak beni hep mutlu etti.
bloglarınıza gidipte sizlerin sessiz kaldığını gördüğümde içim burkuldu hep.
Çok şey öğrendim sizlerden.
Kısacası sevdim sizleri.Sevgilerimi gönderiyorum tüm dostlara..

Bir yıl nasıl geçti hiç anlamadım.
Yazmaya daha dün başlamış gibi hissediyorum.
Zevkle yazdım hep. Yazamadığım günler aklım burada kaldı.
Blogları gezmeyi çok sevdim.Birçok arkadaşım oldu yüzlerini görmediğim.
Onlardan gelen yazıları okumak beni hep mutlu etti.
bloglarınıza gidipte sizlerin sessiz kaldığını gördüğümde içim burkuldu hep.
Çok şey öğrendim sizlerden.
Kısacası sevdim sizleri.Sevgilerimi gönderiyorum tüm dostlara..
Çarşamba, Mart 12, 2008
eskiden değil ama,
şimdi kokusuyla sevdiğim bir yemek..kereviz.

Bahar geliyor ot yemeklerine başlarız artık.
Ben kerevizi çok seviyorum.Zeytinyağlısı da ,etlisi de çok güzel oluyor.
Kerevizleri ortadan 2 ye bölüyorum ortasını azıcık oyup haşlıyorum.Haslama suyuna biraz limon sıkıyorum kerevizler kararmasın diye.sonra tavaya biraz yağ koyup etin suyunu salıncaya kadar pişiriyorum.için 1 baş soğan çintip, kuşbaşı patates,havuç, bezelye, istenirse sarımsak konabilir.Bu karışımı pişiriyorum.Tencereye dizdiğim kerevizin ortalarına bu malzemeyi kaşıkla koyup üzerine de kerevizin yapraklarını doğruyorum.Biraz salca ile 1 bardak sıcak suyu karıştırıp tuz ekleyerek 1 kaşıkta zeytinyağ koyarak kerevizlerin üzerine gezdiriyorum.Pişmesini sağlıyorum.
şimdi kokusuyla sevdiğim bir yemek..kereviz.

Bahar geliyor ot yemeklerine başlarız artık.
Ben kerevizi çok seviyorum.Zeytinyağlısı da ,etlisi de çok güzel oluyor.
Kerevizleri ortadan 2 ye bölüyorum ortasını azıcık oyup haşlıyorum.Haslama suyuna biraz limon sıkıyorum kerevizler kararmasın diye.sonra tavaya biraz yağ koyup etin suyunu salıncaya kadar pişiriyorum.için 1 baş soğan çintip, kuşbaşı patates,havuç, bezelye, istenirse sarımsak konabilir.Bu karışımı pişiriyorum.Tencereye dizdiğim kerevizin ortalarına bu malzemeyi kaşıkla koyup üzerine de kerevizin yapraklarını doğruyorum.Biraz salca ile 1 bardak sıcak suyu karıştırıp tuz ekleyerek 1 kaşıkta zeytinyağ koyarak kerevizlerin üzerine gezdiriyorum.Pişmesini sağlıyorum.
Pazartesi, Şubat 25, 2008
Çarşamba, Şubat 20, 2008
Küçük ekmekçikler.
Talaş böreğinin içi gibi bir iç hazırlıyoruz.Ekmeklerin içini çıkartıyoruz.Bu pişmiş içi ekmeklerin içine yerleştiriyoruz.Üzerine kaşar koyup fırınlıyoruz.
Hepsi bu . Çok nefis oluyor.Benim ekmekçiklerim kepekliydi.O yüzden esmer esmer bakıyorlar...
İstersek bunu kıyma ilede yapabiliriz o halide güzel oluyor.kıymaya soganda koyabilirsiniz.sevdiğiniz baharatlarıda ilave ederek kıymayı pişirip ekmeklerin içini dolduruyoruz.


Gelen yorumları okurken sevgili cafe gusto bu ayın etkinliğine katılmamı önermiş.Bende onu kırmayarak tarifimi verip etkinliğe katılacağım.
Etkinliğin adı "bayat ekmekler etkinliği" Ev sahibesi sevgili hale.soframız blogunun sahibi.
-yarım kilo kuşbaşı et.
-2-3 kaşık tereyağ.
ile kavrulur pişirilir içine konserve bezelye havuç ve patates garnitürü konup , tuz ilavesiyle pişirilir.1 kaşık biber sosu veya salça ilave edilir.ateşten alınıp karabiber serpilir.istenirse acı pul biberde konabilir.
-1 paket yuvarlak küçük ekmek
ekmeklerin üstü kesilip, içi oyulur.ekmegin dışı hafifçe yağlanır.
hazırlanan iç ekmeklere doldurulur.kare olarak kesilen kaşar peyniri ile üstü kapak gibi kapatılır.kırmızı biber serpilir.
Ekmekler fırın tepsisi yağlanarak tepsiye dizilir.fırınlanır.sıcak sıcak servis yapılır.Afiyet olsun..
Talaş böreğinin içi gibi bir iç hazırlıyoruz.Ekmeklerin içini çıkartıyoruz.Bu pişmiş içi ekmeklerin içine yerleştiriyoruz.Üzerine kaşar koyup fırınlıyoruz.
Hepsi bu . Çok nefis oluyor.Benim ekmekçiklerim kepekliydi.O yüzden esmer esmer bakıyorlar...
İstersek bunu kıyma ilede yapabiliriz o halide güzel oluyor.kıymaya soganda koyabilirsiniz.sevdiğiniz baharatlarıda ilave ederek kıymayı pişirip ekmeklerin içini dolduruyoruz.


Gelen yorumları okurken sevgili cafe gusto bu ayın etkinliğine katılmamı önermiş.Bende onu kırmayarak tarifimi verip etkinliğe katılacağım.
Etkinliğin adı "bayat ekmekler etkinliği" Ev sahibesi sevgili hale.soframız blogunun sahibi.
-yarım kilo kuşbaşı et.
-2-3 kaşık tereyağ.
ile kavrulur pişirilir içine konserve bezelye havuç ve patates garnitürü konup , tuz ilavesiyle pişirilir.1 kaşık biber sosu veya salça ilave edilir.ateşten alınıp karabiber serpilir.istenirse acı pul biberde konabilir.
-1 paket yuvarlak küçük ekmek
ekmeklerin üstü kesilip, içi oyulur.ekmegin dışı hafifçe yağlanır.
hazırlanan iç ekmeklere doldurulur.kare olarak kesilen kaşar peyniri ile üstü kapak gibi kapatılır.kırmızı biber serpilir.
Ekmekler fırın tepsisi yağlanarak tepsiye dizilir.fırınlanır.sıcak sıcak servis yapılır.Afiyet olsun..
Pazartesi, Şubat 04, 2008
Pazartesi, Ocak 21, 2008

Sevgili arkadaşlarım
epeydir sitemi güncelleyemedim, sizlerden uzak kaldım farkındayım.Beni merak eden arkadaşlarıma teşekkür ederim.Sağolsunlar.
İnanın keyfim yok.Birde grip olup epey yattım.Bu rahatsızlık beni epey yordu.Tabi eve gelince mikrop diğer aile fertlerinide ziyaret etti.Bizi epey uğraştırdı.Kendime yeni yeni geliyorum .Hepinizi çok özledim.Sevgilerimi gönderiyorum...
Pazartesi, Ocak 07, 2008
Cuma, Aralık 28, 2007
Salı, Aralık 25, 2007
karnabahar

Orta boy karnabaharı dal dal ayırdım.İyice yıkadım. Tencereye su koyup içine tuz attım.Karnabaharları ilave edip haşladım.Öte yandan yoğurt ve sarımsak ikilisini bir kapta karıştırdım.Süzülen karnabaharı servis tabağına alıp üzerine sarımsaklı yoğurdu döküp karıştırdım.Üzerine kırmızı köz biber turşusunu dilim dilim koydum.zeytin ilave ettim...sevgiler.

Orta boy karnabaharı dal dal ayırdım.İyice yıkadım. Tencereye su koyup içine tuz attım.Karnabaharları ilave edip haşladım.Öte yandan yoğurt ve sarımsak ikilisini bir kapta karıştırdım.Süzülen karnabaharı servis tabağına alıp üzerine sarımsaklı yoğurdu döküp karıştırdım.Üzerine kırmızı köz biber turşusunu dilim dilim koydum.zeytin ilave ettim...sevgiler.
Salı, Aralık 18, 2007
Kabak tatlısı...
Kabak tatlısını eşim çok sever.Bayram için kabak tatlısı yapmayı düşündüm.Yanına başka tatlıda yaparım elbet.Bayramlarda daha çok baklava türü tatlılar yeniyor.Yazdığım gibi bu tatlı eşime yapıldı.

Genelde zor gibi görünen bu tatlı aslında en hafif ve en kolay tatlılardan biri benim için.Kabak tatlısı hep bana yılbaşı akşamlarını hatırlatır.Rahmetli kayınvalidem mutlaka o gece tatlı olarak kabak tatlısı yapardı.
Ben hep göz kararı yapıyorum bu tatlıyı ama mümkün olduğunca size ölçü vermeye çalışacağım.
1 kilo kabağın kabuklarını soyalım.Soyalım diyorum ama artık soyulup ayıklanmış olarak marketlerde ve hatta pazarda bile bulabilirsiniz.Enli enli kesiyoruz ve tencereye diziyoruz.üzwerine bolca toz şeker serpelim.1,5 kilo kadar.Akşamdan bu işlemi yaparsak kabak sabaha kadar sulanıyor.tencereyi ateşe oturtalım.Ağır ağır pişmeye bırakalım.yaklaşık 1 saat falan ateşte kalan kabaklar iyice suyunu çekiyor ve rengi koyulaşıp serbeti iyice emiyor.İsterseniz pişen kabağı borcam tepsisine alıp fırınlayabilirsinizde o zaman kabakların yüzü fırınlanıyor daha da lezzetleniyor.Soğuyan kabakları kapaklı servis kasesine alıp üzerine bolca ceviz serpiyoruz.Ceviz kabağın üzerine en yakışan yemiş..Afiyet olsun.
Sevgilerle arkadaşlarım. Hepinizin bayramını tüm içtenliğimle kutlarım...

Kabak tatlısını eşim çok sever.Bayram için kabak tatlısı yapmayı düşündüm.Yanına başka tatlıda yaparım elbet.Bayramlarda daha çok baklava türü tatlılar yeniyor.Yazdığım gibi bu tatlı eşime yapıldı.

Genelde zor gibi görünen bu tatlı aslında en hafif ve en kolay tatlılardan biri benim için.Kabak tatlısı hep bana yılbaşı akşamlarını hatırlatır.Rahmetli kayınvalidem mutlaka o gece tatlı olarak kabak tatlısı yapardı.
Ben hep göz kararı yapıyorum bu tatlıyı ama mümkün olduğunca size ölçü vermeye çalışacağım.
1 kilo kabağın kabuklarını soyalım.Soyalım diyorum ama artık soyulup ayıklanmış olarak marketlerde ve hatta pazarda bile bulabilirsiniz.Enli enli kesiyoruz ve tencereye diziyoruz.üzwerine bolca toz şeker serpelim.1,5 kilo kadar.Akşamdan bu işlemi yaparsak kabak sabaha kadar sulanıyor.tencereyi ateşe oturtalım.Ağır ağır pişmeye bırakalım.yaklaşık 1 saat falan ateşte kalan kabaklar iyice suyunu çekiyor ve rengi koyulaşıp serbeti iyice emiyor.İsterseniz pişen kabağı borcam tepsisine alıp fırınlayabilirsinizde o zaman kabakların yüzü fırınlanıyor daha da lezzetleniyor.Soğuyan kabakları kapaklı servis kasesine alıp üzerine bolca ceviz serpiyoruz.Ceviz kabağın üzerine en yakışan yemiş..Afiyet olsun.
Sevgilerle arkadaşlarım. Hepinizin bayramını tüm içtenliğimle kutlarım...
Perşembe, Aralık 13, 2007
örgü hırka ve patik...




Evde olan yünlerimi nasıl değerlendirebilirim diye düşünürken ileride babaanne olacağım aklıma geldi.Elimde model yok.Ama dikiş bilince örğüde kolaylaşıyor benim için.Başladım örmeye, ortaya bu şirin hırka ve patikler çıktı.Özellikle hırka tamamen uydurma..tabiki örerken dikiş bilğisinin kullanılışı var.Bunları örerken oğlum çok kızdı.Ne anlamı var?ortada birşey yokken bu ne demek? seni anlamıyorum.Bırak anne ya şunu...falan filan..ama ben hiç aldırmadım ördüm ördüm..
Beni gören annemde bu hıza katıldı bir bebek hırkası ve bir patikte o ördü..oğlumun kızgınlığı ise bu ördüklerimizi bitirip ortadan kaldırdığımız an geçti..Sanırım unutturduk!!!..Annemle örgülerimizi örerken oğlumun laflarına güldük durduk.Çok keyifli zaman geçti..İnanın tam bir terapiydi..Yeniden örmeye başlamayı düşünüyorum.Bu sefer oğulcuğumu kızdırmayayım diyorum..




Evde olan yünlerimi nasıl değerlendirebilirim diye düşünürken ileride babaanne olacağım aklıma geldi.Elimde model yok.Ama dikiş bilince örğüde kolaylaşıyor benim için.Başladım örmeye, ortaya bu şirin hırka ve patikler çıktı.Özellikle hırka tamamen uydurma..tabiki örerken dikiş bilğisinin kullanılışı var.Bunları örerken oğlum çok kızdı.Ne anlamı var?ortada birşey yokken bu ne demek? seni anlamıyorum.Bırak anne ya şunu...falan filan..ama ben hiç aldırmadım ördüm ördüm..Beni gören annemde bu hıza katıldı bir bebek hırkası ve bir patikte o ördü..oğlumun kızgınlığı ise bu ördüklerimizi bitirip ortadan kaldırdığımız an geçti..Sanırım unutturduk!!!..Annemle örgülerimizi örerken oğlumun laflarına güldük durduk.Çok keyifli zaman geçti..İnanın tam bir terapiydi..Yeniden örmeye başlamayı düşünüyorum.Bu sefer oğulcuğumu kızdırmayayım diyorum..
Salı, Aralık 11, 2007
Bademli pilav
Herkes pilav yapmasını bilir elbet.Ben genede tarifini vermeden geçemeyeceğim.
Blogcu olarak yemek bloguna epey geç katılmam nedeniyle birçok tarif çoktan yayınlanmış.Benim amacım ise bu değil.Kendi alanımda güncelliğide koruyarak birikimimi nacizane olarak günlüğümde anlatmak.İlerde yani ilerliyen yıllarda sayfalarımı tek tek çevirerek bu yaptığımdan mutluluk duymak.Blogda olmak sanki roman yazmak gibi bir duygu yaratıyor bende..Çok seviyorum burada yazmayı ve olmayı..
Şimdi geçelim tarifimize..
2 su bardağı baldo pirinç
3 su bardağı sıcak su
3-4 yemek kaşığı sıvı yağ veya 3 kaşık tereyağ
tuz
Önce pirinci ayıklayıp yıkıyoruz bir kaba koyup üzerini kedar sıcak su döküp 30 dakika bekletiyoruz.Sonra bir süzgece pirinçleri alıp musluk altında beyaz ununu akıtıyoruz yıkıyoruz.Ben genelde teflon tencere kullanıyorum bu tip tencerelerde pilav harika oluyor.tenceremize yağımızı koyup ateşi yakıyoruz.yağı eritip suyu süzülmüş pirinci koyarak biraz kavuruyoruz.3-4 dakika kadar.
sonra suyunu ilave edip tuzunu koyuyoruz.kapagını kapatıp kısık ateşte pişmesini sağlıyoruz.Pilav pişerken hiç karıştırılmaz.Yoksa lapa olur.Üzeri göz göz olunca pişmiş demektir.Ayrı bir yerde istediğiniz kadar bademi suya koyup kaynatıyoruz.Sudan çıkartıp sogutuyoruz ve kabuğunu soyuyoruz.az yagda kavuruyoruz.Bir tabaga bademleri diziyoruz.pilavı üzerine döküyoruz.Servis tabağını bademli pilavın üzerine koyup tabağı ters çeviriyoruz.Bademler üstte gelecek şekilde oluyor.İsterseniz pilavı servis tabağına alıp üzerine bademleri sıralayabilirsinizde ..Afiyet olsun..

Herkes pilav yapmasını bilir elbet.Ben genede tarifini vermeden geçemeyeceğim.
Blogcu olarak yemek bloguna epey geç katılmam nedeniyle birçok tarif çoktan yayınlanmış.Benim amacım ise bu değil.Kendi alanımda güncelliğide koruyarak birikimimi nacizane olarak günlüğümde anlatmak.İlerde yani ilerliyen yıllarda sayfalarımı tek tek çevirerek bu yaptığımdan mutluluk duymak.Blogda olmak sanki roman yazmak gibi bir duygu yaratıyor bende..Çok seviyorum burada yazmayı ve olmayı..
Şimdi geçelim tarifimize..
2 su bardağı baldo pirinç
3 su bardağı sıcak su
3-4 yemek kaşığı sıvı yağ veya 3 kaşık tereyağ
tuz
Önce pirinci ayıklayıp yıkıyoruz bir kaba koyup üzerini kedar sıcak su döküp 30 dakika bekletiyoruz.Sonra bir süzgece pirinçleri alıp musluk altında beyaz ununu akıtıyoruz yıkıyoruz.Ben genelde teflon tencere kullanıyorum bu tip tencerelerde pilav harika oluyor.tenceremize yağımızı koyup ateşi yakıyoruz.yağı eritip suyu süzülmüş pirinci koyarak biraz kavuruyoruz.3-4 dakika kadar.
sonra suyunu ilave edip tuzunu koyuyoruz.kapagını kapatıp kısık ateşte pişmesini sağlıyoruz.Pilav pişerken hiç karıştırılmaz.Yoksa lapa olur.Üzeri göz göz olunca pişmiş demektir.Ayrı bir yerde istediğiniz kadar bademi suya koyup kaynatıyoruz.Sudan çıkartıp sogutuyoruz ve kabuğunu soyuyoruz.az yagda kavuruyoruz.Bir tabaga bademleri diziyoruz.pilavı üzerine döküyoruz.Servis tabağını bademli pilavın üzerine koyup tabağı ters çeviriyoruz.Bademler üstte gelecek şekilde oluyor.İsterseniz pilavı servis tabağına alıp üzerine bademleri sıralayabilirsinizde ..Afiyet olsun..
Pazartesi, Aralık 10, 2007
Tasarım harikası inekler...
İstanbulda olupta herbiri tasarım harikası olan çeşit çeşit inekleri göreniniz varmı bilmiyorum.Heykeltraş olup bir inekte ben tasarlamak isterdim doğrusu.Hepsi birbirinden güzel ve alımlı.Şu anda hep birlikte sergileniyorlar.Açık arttırmada satışa sunulacaklar ve geliri sanırım bir vakfa gidecek.Tasarlayanlar arasında kimler yokki..Mesela sezen aksu var..Ünlü modacılar var..vs..
Bende gönlümden geçen yapamasamda hayalimdeki bu tatlı kırmızı ineği sayfama taşıdım..Bu bir kumbara.Çocukluğumdaki tasarruf alışkanlığı hatırlatıyor.Şimdiki çocuklara bunu aşılayamadık birtürlü.Ama bize tasarruf etmesini öğretmişlerdi.Hiç unutmam ilk kumbaram iş bankasının metal kutu gibi olan kumbarasıydı.Babam getirmişti.
-Paranı biriktir sonrada istediğini alırsın.Yetmezse eğer ben eklerim..
Ne güzel geliyor bu cümle bana.Hala o alışkanlıkla birşeyler biriktirmeye çalışıyorum.
Çalışıyorum diyorum çünki toplum müthiş şekilde tüketime alıştırılıyor.Hergün yeni açılan bir alışveriş merkezi var.Sanki oraya gitmek, gezmek, birşeyler almak zorundaymışız gibi..
Tasarruf eden toplumdan çıktık,Tüketim toplumu olduk.Gençlere kızamıyorum.Televizyon onları çok etkiliyor.Bizi bile etkiliyor öyle değilmi?Hay allah söz nerelere geldi dayandı.
Boşverelim simdilik tasarrufa falan.. Biz güzelim şekillerde tasarlanan inekleri göreceğiz değilmi ama?Gidip göreniniz olursa lütfen haberdar etsin.Fikirlerini paylaşmak isterim..

İstanbulda olupta herbiri tasarım harikası olan çeşit çeşit inekleri göreniniz varmı bilmiyorum.Heykeltraş olup bir inekte ben tasarlamak isterdim doğrusu.Hepsi birbirinden güzel ve alımlı.Şu anda hep birlikte sergileniyorlar.Açık arttırmada satışa sunulacaklar ve geliri sanırım bir vakfa gidecek.Tasarlayanlar arasında kimler yokki..Mesela sezen aksu var..Ünlü modacılar var..vs..
Bende gönlümden geçen yapamasamda hayalimdeki bu tatlı kırmızı ineği sayfama taşıdım..Bu bir kumbara.Çocukluğumdaki tasarruf alışkanlığı hatırlatıyor.Şimdiki çocuklara bunu aşılayamadık birtürlü.Ama bize tasarruf etmesini öğretmişlerdi.Hiç unutmam ilk kumbaram iş bankasının metal kutu gibi olan kumbarasıydı.Babam getirmişti.
-Paranı biriktir sonrada istediğini alırsın.Yetmezse eğer ben eklerim..
Ne güzel geliyor bu cümle bana.Hala o alışkanlıkla birşeyler biriktirmeye çalışıyorum.
Çalışıyorum diyorum çünki toplum müthiş şekilde tüketime alıştırılıyor.Hergün yeni açılan bir alışveriş merkezi var.Sanki oraya gitmek, gezmek, birşeyler almak zorundaymışız gibi..
Tasarruf eden toplumdan çıktık,Tüketim toplumu olduk.Gençlere kızamıyorum.Televizyon onları çok etkiliyor.Bizi bile etkiliyor öyle değilmi?Hay allah söz nerelere geldi dayandı.
Boşverelim simdilik tasarrufa falan.. Biz güzelim şekillerde tasarlanan inekleri göreceğiz değilmi ama?Gidip göreniniz olursa lütfen haberdar etsin.Fikirlerini paylaşmak isterim..
Perşembe, Aralık 06, 2007
Waffle...

Uzun zamandır waffle yapmak istiyordum.Oğlum iş gezisi için gittiği istanbul dönüşü bana waffle makinasını hediye olarak getirdi.Benim için çok hoş bir sürpriz oldu.Pazar sabahı kalkar kalkmaz waffle isterim diye tutturdu.İnternet araştırmalarım ve makinanın içindeki tariftende yararlanarak bir tarif çıktı ortaya.Waffle makınasındaki tarifte elma vardı.yapmak istediğim tarife elma da koymak istedim sanırım elma yüzünden waffelarım biraz yumuşak oldu.Ama elma lezzet verdi.Waffle'ı Reçel ve krem peynir sürerek kahvaltıda tükettik 14 adet falan çıktı . Ben bu kadar waffle'ı nasıl tüketeceğiz? diye düşünürken bir çırpıda bitti bile.Ev halkı daha çıtır bir tarifle ve dondurma ilede tüketmek istediklerini söylediler.O zaman içine koyduğum elmayı koymayıp, yaptığım waffleları fırın ızgarasında biraz pişirmeyi düşünüyorum. Umarım kornet tarzında bir waffle elde edebilirim.
Benim tarifim şöyle:
3 adet yumurtayı sarılarından ayırdım.
Sarılara 2 çorba kaşığı toz şeker kattarak çırptım.2 aida çay bardağı süt ekledim.3 çorba kaşığı zeytinyağ koydum devamlı blander ile çırptım.içine 1 elma rendeledim.Birazda limon kabuğu rendeledim.6 çorba kaşığı una kabartma tozu ilave etttim.1 paket vanilyayı kattım. Yumurtalara ekledim.Karıştırdım.Ayrı yerde az tuz ile yumurtanın beyazını çırptım.Bu karışımı unlu karışıma kattım.tahta kaşıkla karıştırdım.Bu karişim aynen kek kıvamında oluyor.Siz isterseniz hepsini kek tarifi gibi yapabilirsiniz.Ben birdahaki sefere bu kadar çok uğraşmayıp daha pratik bir yol izleyeceğim.Elde edilen kek hamurumuzu 1/2 kepçe alarak ısıttığımız yağladığımız waffle kalıbımızın tek gözüne döküyoruz.Diğer göz içinde 1/2 kepçe dökelim.Fazla dökersek taşıyor ve makinayı hamur batırıyor.Benden söylemesi.
Sevgilerimle...

Uzun zamandır waffle yapmak istiyordum.Oğlum iş gezisi için gittiği istanbul dönüşü bana waffle makinasını hediye olarak getirdi.Benim için çok hoş bir sürpriz oldu.Pazar sabahı kalkar kalkmaz waffle isterim diye tutturdu.İnternet araştırmalarım ve makinanın içindeki tariftende yararlanarak bir tarif çıktı ortaya.Waffle makınasındaki tarifte elma vardı.yapmak istediğim tarife elma da koymak istedim sanırım elma yüzünden waffelarım biraz yumuşak oldu.Ama elma lezzet verdi.Waffle'ı Reçel ve krem peynir sürerek kahvaltıda tükettik 14 adet falan çıktı . Ben bu kadar waffle'ı nasıl tüketeceğiz? diye düşünürken bir çırpıda bitti bile.Ev halkı daha çıtır bir tarifle ve dondurma ilede tüketmek istediklerini söylediler.O zaman içine koyduğum elmayı koymayıp, yaptığım waffleları fırın ızgarasında biraz pişirmeyi düşünüyorum. Umarım kornet tarzında bir waffle elde edebilirim.
Benim tarifim şöyle:
3 adet yumurtayı sarılarından ayırdım.
Sarılara 2 çorba kaşığı toz şeker kattarak çırptım.2 aida çay bardağı süt ekledim.3 çorba kaşığı zeytinyağ koydum devamlı blander ile çırptım.içine 1 elma rendeledim.Birazda limon kabuğu rendeledim.6 çorba kaşığı una kabartma tozu ilave etttim.1 paket vanilyayı kattım. Yumurtalara ekledim.Karıştırdım.Ayrı yerde az tuz ile yumurtanın beyazını çırptım.Bu karışımı unlu karışıma kattım.tahta kaşıkla karıştırdım.Bu karişim aynen kek kıvamında oluyor.Siz isterseniz hepsini kek tarifi gibi yapabilirsiniz.Ben birdahaki sefere bu kadar çok uğraşmayıp daha pratik bir yol izleyeceğim.Elde edilen kek hamurumuzu 1/2 kepçe alarak ısıttığımız yağladığımız waffle kalıbımızın tek gözüne döküyoruz.Diğer göz içinde 1/2 kepçe dökelim.Fazla dökersek taşıyor ve makinayı hamur batırıyor.Benden söylemesi.
Sevgilerimle...
Cuma, Kasım 23, 2007
Kaynana çatlatan tarifler.
Zeytinli-soğanlı ekmek..

Kayınvalidemi allah rahmet eylesin hep sevdim.Hep kızım dedi.Hiç gelinim lafını onun ağzında duymadım. sevgi ve saygı ile burada bu etkinlikle anmak isterim.
Eskiden ekmekler sade yapılırmış.Maya , un, su, tuz konulur. Hamur mayalanınca tepsiye konur el mayası alan hamur fırınlanır.Ben bu şekliylede çok severim ekmeği.
Ama bu etkinlik için bu tarifimi değiştirip çağa uydurdum.Farklılaştırdım.
Malzemeler:
4 bardak un,1 paket kuru maya, 1 paket hamur kabartma tozu, biraz tuz, biraz şeker,1 bardak ılık süt, 1/2 su bardağı ılık su,1/2 dere otu iyice kıyılmış,1 su bardağı çekirdeği çıkarılmış siyah zeytin, 1 yumarta, 3-4 adet yeşil sogan doğranmış,1 su bardağı sıvı yağ.
Unu eleyerek diğer malzemeleri karıştırdım.hamur 30 dakika üstü kapalı ılık bir yerde bekledi.Mayası gelince içine dere otu,zeytin,yumurta ve yeşil soğanı kattım tepsiye malzemeyi döktüm fırınladım.170 derecede 40 dk. yeterli..
Genelde tepsiye dökerek yaptığım bu tarifimi bu sefet muffin kek kağıtlarına kaşıkla koyarak fırınladım.(Bir not;Muffin kağıtlarını , muffin tefal kalıplarıma yerleştirmek istedim fakat kalıbımı yazlıkta unutmuşum.maalesef bu şekilde pişirmek zorunda kaldım.Biraz eğilip büküldüler ama tatları yerindeydi.)
Sevgili laleye etkinlik için teşekkürler ve başarılar dilerim. Kolay gelsin..

Zeytinli-soğanlı ekmek..

Kayınvalidemi allah rahmet eylesin hep sevdim.Hep kızım dedi.Hiç gelinim lafını onun ağzında duymadım. sevgi ve saygı ile burada bu etkinlikle anmak isterim.
Eskiden ekmekler sade yapılırmış.Maya , un, su, tuz konulur. Hamur mayalanınca tepsiye konur el mayası alan hamur fırınlanır.Ben bu şekliylede çok severim ekmeği.
Ama bu etkinlik için bu tarifimi değiştirip çağa uydurdum.Farklılaştırdım.
Malzemeler:
4 bardak un,1 paket kuru maya, 1 paket hamur kabartma tozu, biraz tuz, biraz şeker,1 bardak ılık süt, 1/2 su bardağı ılık su,1/2 dere otu iyice kıyılmış,1 su bardağı çekirdeği çıkarılmış siyah zeytin, 1 yumarta, 3-4 adet yeşil sogan doğranmış,1 su bardağı sıvı yağ.
Unu eleyerek diğer malzemeleri karıştırdım.hamur 30 dakika üstü kapalı ılık bir yerde bekledi.Mayası gelince içine dere otu,zeytin,yumurta ve yeşil soğanı kattım tepsiye malzemeyi döktüm fırınladım.170 derecede 40 dk. yeterli..
Genelde tepsiye dökerek yaptığım bu tarifimi bu sefet muffin kek kağıtlarına kaşıkla koyarak fırınladım.(Bir not;Muffin kağıtlarını , muffin tefal kalıplarıma yerleştirmek istedim fakat kalıbımı yazlıkta unutmuşum.maalesef bu şekilde pişirmek zorunda kaldım.Biraz eğilip büküldüler ama tatları yerindeydi.)
Sevgili laleye etkinlik için teşekkürler ve başarılar dilerim. Kolay gelsin..
Sobelenmişim...

Sevgili tütü (etkialanı) beni sobelemiş.Çok sevdiğim blog arkadaşımın aklına gelmekten dolayı mutluluk duyarak katılmak istiyorum.
-Ben küçükken
İlk okul öğretmenimi çok sevmiştim.Hatta yaz tatili dönüşü okulun açılışında onu görünce koşarak yanına gitmeye kalmış, düşerek dizimi parçalamıştım.
Orta okul yıllarımda ise ingilizce öğretmenimin söylediklerini hayat boyu kulağıma küpe yaptım.Tanrı aşkı, insan sevgisi üzerine konuşurdu hep.
Okuduğum cizgi roman kahramanları çelik bilek ve tommiks beni çok etkilemiştir.
Onları ders kitaplarımın arasında okurdum.Annemden gizli gizli.
suzi-tommiks arasındaki o hoş duygu hep beni etkilerdi.Bir sonrakini almak için sabırsızlanır para biriktirirdim.
Aslında ben Ağaçların ortasında, beyaz badanalı bir evde, karşıda deniz manzarası olan bir yaz evinde devamlı oturmayı isterim.
İlk kopyamı hiç unutmuyorum lisede biyoloji dersinde çekmiştim.
Koskoca kitabı eteğimin altına saklamıştım.
Soru ise arı ile ilgiliydi.Yakalandıktan sonra hiç bal yemek istememiştim.Yıllar sonra bala bayılır oldum.Her sofraya oturusumda balı görünce tebessüm ederim.
En saçma huyum Önce hayır dediğime, sonrasında karşıdakini düşünerek yumuşamaya başlamam..
Cep telefonum Önceleri almamak için direndim.Şimdi ise olmazsa olmazım.Acil işlerde kurtarıcım..kahramanım..
Aşk bence Doğada, baktığınız hissettiğim her şeyde..
fakat burada kastedilen başka galiba. O zaman ona göre bir cevap vereyim.
Bizi çuvallatan, sudan çıkmış balık hali..
En sevdiğim bloglar Onları linklerime eklemeye çalıştım.
tabi devamı gelecek.Zaman bulup blogları keşfe devam..
Tütü'cüğüm ben bu oyunu çok sevdim.Çok teşekkürler sevgimi gönderiyorum.
Bende blog arkadaşlarımı sobeliyorum.
Diğer arkadaşlarım sakın alınmasınlar, oyunlar bitmiyor sıra onlarada gelecek elbet..
Sevgili nane limon, sevgili tata, Sevgili tijen ve sevgili emeklilik hobileri
Arkadaşlarım katılırlarsa çok sevinirim.Herkese sevgilerimi gönderiyorum..

Sevgili tütü (etkialanı) beni sobelemiş.Çok sevdiğim blog arkadaşımın aklına gelmekten dolayı mutluluk duyarak katılmak istiyorum.
-Ben küçükken
İlk okul öğretmenimi çok sevmiştim.Hatta yaz tatili dönüşü okulun açılışında onu görünce koşarak yanına gitmeye kalmış, düşerek dizimi parçalamıştım.
Orta okul yıllarımda ise ingilizce öğretmenimin söylediklerini hayat boyu kulağıma küpe yaptım.Tanrı aşkı, insan sevgisi üzerine konuşurdu hep.
Okuduğum cizgi roman kahramanları çelik bilek ve tommiks beni çok etkilemiştir.
Onları ders kitaplarımın arasında okurdum.Annemden gizli gizli.
suzi-tommiks arasındaki o hoş duygu hep beni etkilerdi.Bir sonrakini almak için sabırsızlanır para biriktirirdim.
Aslında ben Ağaçların ortasında, beyaz badanalı bir evde, karşıda deniz manzarası olan bir yaz evinde devamlı oturmayı isterim.
İlk kopyamı hiç unutmuyorum lisede biyoloji dersinde çekmiştim.
Koskoca kitabı eteğimin altına saklamıştım.
Soru ise arı ile ilgiliydi.Yakalandıktan sonra hiç bal yemek istememiştim.Yıllar sonra bala bayılır oldum.Her sofraya oturusumda balı görünce tebessüm ederim.
En saçma huyum Önce hayır dediğime, sonrasında karşıdakini düşünerek yumuşamaya başlamam..
Cep telefonum Önceleri almamak için direndim.Şimdi ise olmazsa olmazım.Acil işlerde kurtarıcım..kahramanım..
Aşk bence Doğada, baktığınız hissettiğim her şeyde..
fakat burada kastedilen başka galiba. O zaman ona göre bir cevap vereyim.
Bizi çuvallatan, sudan çıkmış balık hali..
En sevdiğim bloglar Onları linklerime eklemeye çalıştım.
tabi devamı gelecek.Zaman bulup blogları keşfe devam..
Tütü'cüğüm ben bu oyunu çok sevdim.Çok teşekkürler sevgimi gönderiyorum.
Bende blog arkadaşlarımı sobeliyorum.
Diğer arkadaşlarım sakın alınmasınlar, oyunlar bitmiyor sıra onlarada gelecek elbet..
Sevgili nane limon, sevgili tata, Sevgili tijen ve sevgili emeklilik hobileri
Arkadaşlarım katılırlarsa çok sevinirim.Herkese sevgilerimi gönderiyorum..
Çarşamba, Kasım 21, 2007
Kışa hazırlık..
Kırmızı biber turşusu
Anne'ciğimden kalma bir alışkanlık benimkisi.Mutlaka kendi çapımda kışa hazırlanırım.
Eşim marketlerde herşey var.Hazır alırız kendini yorma diyor.
Bense Anne'ciğimden gördüğüm, sevdiğim yiyecekleri zaman zaman yapıp kışa hazırlanmayı severim.Ah büyücek bir kilerim olsa:
Her meyvenin reçelini, marmalatını, kompostosunu yapsam.
Tarhanalar yapıp saklasam.
Nane kurutsam.reyhan da.
Erişteler yapsam.
Her çeşit turşudan kursam.
Bunları kilerimdeki raflarıma dizsem.
Kilere her girişimde seyre dalsam.
Hatta bu tabloyu seyretmek için kilerime özel olarak girsem.
Bir sandalye çekip oturup seyre dalsam.
Ama tüm bunlar şu an için hayal.
Ne güzel hayal kurmak.
Terapi gibi geldi şu an.
Olmayacak bir şey, ama hayali bile güzel.
Neyse efendim.Ben yukarıdaki güzellikten bahsetmek istiyorum ve bu ayki etkinliğe hatta ilk yemek etkinliğime katılmak istiyorum.Mahzun prensese etkinlik için teşekkür etmek istiyorum.Umarım katılımda geç kalmamışımdır.
Gelelim bu basit ama yemesi şahane biber turşuma.
Neden turşu dediğimi yapımını anlattığımda anlayacaksınız.
Biberlerimi yıkadım.Büyücek bir tencereye su doldurup içine biberleri attım.
(Bu aşamada siz biberleri tepsiye dizim fırınlayabilirsiniz. Ben bu şeklinide yapıyorum.Çok güzel oluyor.)
Su kaynadı biberler iyice yumuşadı. Ateşin altını kapatıp biraz daha beklettim.
Ilıyan sudan çıkarttığım biberlerimi başlarından kopardım.Kendiliğinden üzerindeki kabuk çıktı.Kaynayınca soyulması çok kolay oluyor.Kaynatmamın sebebi buydu.
İçindeki çekirdekleri temizledim.Biberleri mümkün olduğunca parçalamadan tabağa aldım.Kavanoza dizdim.Ayrı bir yerde sirke ve turşu tuzunu erittim.İçine sarımsak dövdüm.birazda şeker ekleyip kavanozdaki biberlerin üzerine döktüm.Kavanozu karanlık bir yere kaldırdım.Hatta buzdolabının sebzelik kısmına koydum. Bozulmasın diye.
Yeneceği zaman tabağa çıkartıp üzerine zeytinyağ gezdirip, kekik serpiyorum.
Harika oluyor.
Bakarmısınız tabakta ye beni diyor.
Kıyamam ona..Yesemmi acaba?..
Kırmızı biber turşusu

Anne'ciğimden kalma bir alışkanlık benimkisi.Mutlaka kendi çapımda kışa hazırlanırım.
Eşim marketlerde herşey var.Hazır alırız kendini yorma diyor.
Bense Anne'ciğimden gördüğüm, sevdiğim yiyecekleri zaman zaman yapıp kışa hazırlanmayı severim.Ah büyücek bir kilerim olsa:
Her meyvenin reçelini, marmalatını, kompostosunu yapsam.
Tarhanalar yapıp saklasam.
Nane kurutsam.reyhan da.
Erişteler yapsam.
Her çeşit turşudan kursam.
Bunları kilerimdeki raflarıma dizsem.
Kilere her girişimde seyre dalsam.
Hatta bu tabloyu seyretmek için kilerime özel olarak girsem.
Bir sandalye çekip oturup seyre dalsam.
Ama tüm bunlar şu an için hayal.
Ne güzel hayal kurmak.
Terapi gibi geldi şu an.
Olmayacak bir şey, ama hayali bile güzel.
Neyse efendim.Ben yukarıdaki güzellikten bahsetmek istiyorum ve bu ayki etkinliğe hatta ilk yemek etkinliğime katılmak istiyorum.Mahzun prensese etkinlik için teşekkür etmek istiyorum.Umarım katılımda geç kalmamışımdır.
Gelelim bu basit ama yemesi şahane biber turşuma.
Neden turşu dediğimi yapımını anlattığımda anlayacaksınız.
Biberlerimi yıkadım.Büyücek bir tencereye su doldurup içine biberleri attım.
(Bu aşamada siz biberleri tepsiye dizim fırınlayabilirsiniz. Ben bu şeklinide yapıyorum.Çok güzel oluyor.)
Su kaynadı biberler iyice yumuşadı. Ateşin altını kapatıp biraz daha beklettim.
Ilıyan sudan çıkarttığım biberlerimi başlarından kopardım.Kendiliğinden üzerindeki kabuk çıktı.Kaynayınca soyulması çok kolay oluyor.Kaynatmamın sebebi buydu.
İçindeki çekirdekleri temizledim.Biberleri mümkün olduğunca parçalamadan tabağa aldım.Kavanoza dizdim.Ayrı bir yerde sirke ve turşu tuzunu erittim.İçine sarımsak dövdüm.birazda şeker ekleyip kavanozdaki biberlerin üzerine döktüm.Kavanozu karanlık bir yere kaldırdım.Hatta buzdolabının sebzelik kısmına koydum. Bozulmasın diye.
Yeneceği zaman tabağa çıkartıp üzerine zeytinyağ gezdirip, kekik serpiyorum.
Harika oluyor.
Bakarmısınız tabakta ye beni diyor.
Kıyamam ona..Yesemmi acaba?..
Salı, Kasım 20, 2007
Hadi Patlıcan, biber kızartması yapalım...

Patlıcanları alacalı soyalım.Genişçe bir kaba su doldurup içine tuz atalım patlıcanları koyalım.Tuzlu suda bekletelim.Sonra sudan sıkarak çıkartalım kara suyu aksın.Kurulama bezimizle patlıcanları kurulayalım.Öte yandan sivri biberler yıkayıp kurulama bezi ile kurulayalım.bir kenara ayıralım.Tavamıza ayçiçek yağımızı kızartma yapacak miktarda koyalım ateşi yakıp yağın kızmasını bekleyelim.Önce patlıcanlarımızı kızartalım.Ama yakmayalım.Sonra patlıcanları alıp kağıt üzerine çıkartalım yağını emdirelim.Biberleri kızartalım.Servis tabağımıza bir kenara patlıcan kızartmalarını diğer tarafa da biber kızartmalarını koyalım.
Bir tencereye 3-4 büyük domates rendeleyelim.İçine biraz zeytinyağ koyalım.tuzunu atalım içine 3-4 adet sarımsak dövüp koyalım sos yapalım.bu sosu kızartmaların üzerine dökelim..Mis gibi sarımsak kokan kızartmamızı yiyebiliriz artık..
Kışa girdiğimiz şu günlerde yaz kızartmasını özledik öyle değilmi?..

Patlıcanları alacalı soyalım.Genişçe bir kaba su doldurup içine tuz atalım patlıcanları koyalım.Tuzlu suda bekletelim.Sonra sudan sıkarak çıkartalım kara suyu aksın.Kurulama bezimizle patlıcanları kurulayalım.Öte yandan sivri biberler yıkayıp kurulama bezi ile kurulayalım.bir kenara ayıralım.Tavamıza ayçiçek yağımızı kızartma yapacak miktarda koyalım ateşi yakıp yağın kızmasını bekleyelim.Önce patlıcanlarımızı kızartalım.Ama yakmayalım.Sonra patlıcanları alıp kağıt üzerine çıkartalım yağını emdirelim.Biberleri kızartalım.Servis tabağımıza bir kenara patlıcan kızartmalarını diğer tarafa da biber kızartmalarını koyalım.
Bir tencereye 3-4 büyük domates rendeleyelim.İçine biraz zeytinyağ koyalım.tuzunu atalım içine 3-4 adet sarımsak dövüp koyalım sos yapalım.bu sosu kızartmaların üzerine dökelim..Mis gibi sarımsak kokan kızartmamızı yiyebiliriz artık..
Kışa girdiğimiz şu günlerde yaz kızartmasını özledik öyle değilmi?..
Cuma, Kasım 16, 2007
Çarşamba, Kasım 14, 2007
Kıymalı börek ve sıcak bir bardak çaya ne dersiniz?
Hadi ozaman hemen, çabucak, acilen böreğimizi yapalım.
6 yufka alalım. Sanırım 1 kilo geliyor.Tepsimizi yağlayalım ve 1 yufkayı serelim(İster düz serin isterseniz kopararak serin hepsi kabul)
Bir tencereye biraz sıvı yağ koyalım içine bir adet soğan çintelim. Biraz kavurup 300 gr kıymayı da ilave ederim. tuzunu atalım kavurma bitince Ateşten alalım. Varsa 1/2 demet maydonoz doğrayalım, karabiber ilave edelim. Soğusun.
Diğer taraftan 3 yufkayı aralarına 1 su bardağı süt,yarım çay bardağından az sıvı yağ,1/2 ay bardağı su, 1 yumurtayı iyice bir kapta çirpalım bütün yufkaların aralarına bunu fırça ile sürelim.Olmazsa yemek kaşığı ile yufka aralarını ıslatalım.
3 yufkadan sonra arasına malzememizi eşit şekilde yayıp kalan 3 yufkayıda aynı işlemle yayalım.En üste kalan sıvı malzemeyi döküp fırça ile düzeltelim.
Fırını 180 dereceye ayarlayalım ısıtalım. Tepsimizi fırınlayalım 45 dk da oluyor.
Mis gibi kıymalı böreğimiz fırında kabarıyor bizde bu arada çayı demliyoruz.Böreğin fırından çıkmasını sabırsızlıkla bekliyoruz.Üzeri kızaran böreğimizi fırından çıkarıp 10 dakika bekletip soğutabilirsek ne ala.Çünki hemen yemek istiyorum.Dayanamayacağım o ne koku öyle..Mis, mis...Hadi kızlar tembellik etmeyin yapıp yiyelim...

Hadi ozaman hemen, çabucak, acilen böreğimizi yapalım.
6 yufka alalım. Sanırım 1 kilo geliyor.Tepsimizi yağlayalım ve 1 yufkayı serelim(İster düz serin isterseniz kopararak serin hepsi kabul)
Bir tencereye biraz sıvı yağ koyalım içine bir adet soğan çintelim. Biraz kavurup 300 gr kıymayı da ilave ederim. tuzunu atalım kavurma bitince Ateşten alalım. Varsa 1/2 demet maydonoz doğrayalım, karabiber ilave edelim. Soğusun.
Diğer taraftan 3 yufkayı aralarına 1 su bardağı süt,yarım çay bardağından az sıvı yağ,1/2 ay bardağı su, 1 yumurtayı iyice bir kapta çirpalım bütün yufkaların aralarına bunu fırça ile sürelim.Olmazsa yemek kaşığı ile yufka aralarını ıslatalım.
3 yufkadan sonra arasına malzememizi eşit şekilde yayıp kalan 3 yufkayıda aynı işlemle yayalım.En üste kalan sıvı malzemeyi döküp fırça ile düzeltelim.
Fırını 180 dereceye ayarlayalım ısıtalım. Tepsimizi fırınlayalım 45 dk da oluyor.
Mis gibi kıymalı böreğimiz fırında kabarıyor bizde bu arada çayı demliyoruz.Böreğin fırından çıkmasını sabırsızlıkla bekliyoruz.Üzeri kızaran böreğimizi fırından çıkarıp 10 dakika bekletip soğutabilirsek ne ala.Çünki hemen yemek istiyorum.Dayanamayacağım o ne koku öyle..Mis, mis...Hadi kızlar tembellik etmeyin yapıp yiyelim...
Cuma, Kasım 09, 2007
Çarşamba, Kasım 07, 2007
Mantar çorbası içelim..

Soğukların gelmesiyle birlikte bizim evde çorba her akşam tüketilir oldu.
Mantar çorbasını eşim çok sever o yüzden sık olmasada yaparım.Zira oğlumun mantara karşı bir iticiliği var.Hala çözebilmiş değiliz.(ama zehirli olabileceğini düşünüyor olabilir.İtiraf etmiş değil)
400 gr mantarı yıkayıp tencereye koyalım.Üzerine sıcak su dökelim.Ayrıca mantarların kararmaması için limon ve tuz ilavesi yapalım.Mantarları pişirelim.10 dk haşlansa yeterli.Çok su koymuş iseniz çoğunu süzün.Pişen mantarları alıp ince ince keselim. Başka bir tencereye sıvı yağ 3-4 çorba kaşığı koyup mantarları oraya alalım.birazda haşlama suyundan koyup pişirmeye devam edelim.İçersine karabiber,tuz ilave edelim.
Bir başka tencereye un koyalım çok az bir iki kere çevirip sarartmadan üzerine 1 litre sütü boşaltalım ve kaynatalım.un ile süt iyice birbirine karışıp özlensin.Pişen mantarları ilave edelim bir iki taşım kaynatıp ocaktan alalım.
(Mantarları katmadan çorbanızda un nedeni ile topaklanma olur ise blendardan geçirin sonra mantarları ilave edin.)
Afiyet olsun..Çok güzel bir çorbadır.Çokta lezzetlidir.
Bu çorbayı mutlak yapmışsınızdır.Ama ben kayıtlarımda bulunsun istedim.

Soğukların gelmesiyle birlikte bizim evde çorba her akşam tüketilir oldu.
Mantar çorbasını eşim çok sever o yüzden sık olmasada yaparım.Zira oğlumun mantara karşı bir iticiliği var.Hala çözebilmiş değiliz.(ama zehirli olabileceğini düşünüyor olabilir.İtiraf etmiş değil)
400 gr mantarı yıkayıp tencereye koyalım.Üzerine sıcak su dökelim.Ayrıca mantarların kararmaması için limon ve tuz ilavesi yapalım.Mantarları pişirelim.10 dk haşlansa yeterli.Çok su koymuş iseniz çoğunu süzün.Pişen mantarları alıp ince ince keselim. Başka bir tencereye sıvı yağ 3-4 çorba kaşığı koyup mantarları oraya alalım.birazda haşlama suyundan koyup pişirmeye devam edelim.İçersine karabiber,tuz ilave edelim.
Bir başka tencereye un koyalım çok az bir iki kere çevirip sarartmadan üzerine 1 litre sütü boşaltalım ve kaynatalım.un ile süt iyice birbirine karışıp özlensin.Pişen mantarları ilave edelim bir iki taşım kaynatıp ocaktan alalım.
(Mantarları katmadan çorbanızda un nedeni ile topaklanma olur ise blendardan geçirin sonra mantarları ilave edin.)
Afiyet olsun..Çok güzel bir çorbadır.Çokta lezzetlidir.
Bu çorbayı mutlak yapmışsınızdır.Ama ben kayıtlarımda bulunsun istedim.
Pazartesi, Kasım 05, 2007
Muzlu kek

Bu hafta sonu muzlu kek yapmak istedim.Kekin her türlüsünü denemişimdir de muzlu hiç yapmamıştım.Servis tabağına yıkayıp kurulayarak koyduğum muz, bana kek yapma fikrini verdi.
3-4 adet olğun muzu çatalla ezdim.Kararmasın diye üzerine limon sıktım.Bir kenara bıraktım.3 adet yumurta ve 1 su bardağı şekeri mikserle çırptım.İçine 125 gr margarini katıp çırpmaya devam ettim.1 su bardağı yoğut ilave ettim(isterseniz 1 su bardağı süt koyabilirsiniz.)(Muza yoğurdun daha çok yakışacağını düşündüm.)Ezdiğim muzu koydum.Bir kapta 2 su bardağı unu eledim.içine 1 paket hamur kabartma tozu,1 paket karbonat,1 çay kaşığı tuz,1/2 çay kaşıgı zencefili kattım.unlu karışımı sıvı karışıma ilave ettim.Fırını 180 dereceye ve 40 dakikaya ayarladım.Teflon 26 cm lik ortası delik kek kalıbını yağlayarak kekimin hamurunu döktüm.Teflon kek kalıbını sallayarak kek hamurunun yerleşmesini sağladım.Fırınladım.
Evdekiler henüz tatmadılar.Ama ben dayanamamki!!!
Yoğun bir muz tadı vardı.Yumuşacık bir kek olmuştu.İçine ceviz çok yakışır lakin oğlum kekte ceviz sevmiyor.Bu nedenle ben koymadım.Denerseniz beğeneceğinizi düşünüyorum.Afiyet olsun..


Bu hafta sonu muzlu kek yapmak istedim.Kekin her türlüsünü denemişimdir de muzlu hiç yapmamıştım.Servis tabağına yıkayıp kurulayarak koyduğum muz, bana kek yapma fikrini verdi.
3-4 adet olğun muzu çatalla ezdim.Kararmasın diye üzerine limon sıktım.Bir kenara bıraktım.3 adet yumurta ve 1 su bardağı şekeri mikserle çırptım.İçine 125 gr margarini katıp çırpmaya devam ettim.1 su bardağı yoğut ilave ettim(isterseniz 1 su bardağı süt koyabilirsiniz.)(Muza yoğurdun daha çok yakışacağını düşündüm.)Ezdiğim muzu koydum.Bir kapta 2 su bardağı unu eledim.içine 1 paket hamur kabartma tozu,1 paket karbonat,1 çay kaşığı tuz,1/2 çay kaşıgı zencefili kattım.unlu karışımı sıvı karışıma ilave ettim.Fırını 180 dereceye ve 40 dakikaya ayarladım.Teflon 26 cm lik ortası delik kek kalıbını yağlayarak kekimin hamurunu döktüm.Teflon kek kalıbını sallayarak kek hamurunun yerleşmesini sağladım.Fırınladım.
Evdekiler henüz tatmadılar.Ama ben dayanamamki!!!
Yoğun bir muz tadı vardı.Yumuşacık bir kek olmuştu.İçine ceviz çok yakışır lakin oğlum kekte ceviz sevmiyor.Bu nedenle ben koymadım.Denerseniz beğeneceğinizi düşünüyorum.Afiyet olsun..
Cuma, Kasım 02, 2007
Cin biber turşusu
Cin biber sevenler mutlaka bu turşuyu biliyorlardır.
Kışın kuru bakliyat yemeklerinin (Kuru fasulye,nohut,mercimek..vs.) yanında çok daha fazla iştah açıyor.
Ayrıca bulgur pilavıyla yemesi güzel oluyor öyle değilmi?
Bende bir kavanoz cin biber turşusu yaptım.Kışa hazırlık.
Turşunun suyunu kaynatıp soğuttum.Biberleri yıkadım süzüldüler.
Biberleri cam kavanoza dizerken aralarına da soyulmuş sarımsamları kattım.
Bir kaba bolca sirke koydum.Turşu tuzu ekledim biraz su ile tuzu iyice erittim.Kavanoza döktüm.Ağzını sıkıca kapatıp ters çevirdim.Bir müddet bekleyip turşunun suyunun az geldiğini görürseniz ilaveten hazırladığınız sudan turşuya ilave edebilirsiniz.Yapımı basit ve hiç uğraştırmayan bir turşu bu.

Cin biber sevenler mutlaka bu turşuyu biliyorlardır.
Kışın kuru bakliyat yemeklerinin (Kuru fasulye,nohut,mercimek..vs.) yanında çok daha fazla iştah açıyor.
Ayrıca bulgur pilavıyla yemesi güzel oluyor öyle değilmi?
Bende bir kavanoz cin biber turşusu yaptım.Kışa hazırlık.
Turşunun suyunu kaynatıp soğuttum.Biberleri yıkadım süzüldüler.
Biberleri cam kavanoza dizerken aralarına da soyulmuş sarımsamları kattım.
Bir kaba bolca sirke koydum.Turşu tuzu ekledim biraz su ile tuzu iyice erittim.Kavanoza döktüm.Ağzını sıkıca kapatıp ters çevirdim.Bir müddet bekleyip turşunun suyunun az geldiğini görürseniz ilaveten hazırladığınız sudan turşuya ilave edebilirsiniz.Yapımı basit ve hiç uğraştırmayan bir turşu bu.
Cuma, Ekim 26, 2007
Patates çorbası
Artık çorba içme zamanı geldi.Gerçi bizim evde yaz kış içilir.Ama tercih soğuk havalarda içilmesi yanında olursa, bu çorba çok lezzetli oluyor.
Tarifi şöyle:
2-3 patates Kabukları soyulup haşlama tenceresine konur.
Üzerine yeterli miktarda su konup haşlanması sağlanır.Ben içine haşlama esnasında 1/2 çay bardağı pirinç ilave ettim.Siz koymayabilirsiniz.Ayrı bir tavada 1 adet soğan çintilir,yeterli zeytinyağda çevrilir.yumuşayınca içersine 3 kaşık un konup un kokusunu bırakana kadar pişirilir.çorbanın suyundan alınıp una ilave edilir.Haşlanan tenceredeki patatesin içersine ilave edilir.Blender ile tencere içersindeki patates iyice ezilir.Koyu bir kıvama gelen patatesli içe yeterli miktarda et suyu ilave edilir.Kaynama devam eder.İyice pişen çorbaya tuz atılır. Ateşten alınır.Çorbanın kıvamını sizin içine koyacagınız et suyu miktarı ile ayarlayabilirsiniz.
Ayrıca tavada biraz zeytinyag ve kırmızı biber ilavesi ile üzerine yağ gezdirebilirsiniz.Görünümü çok hoş oluyor.Afiyet olsun..sevgilerle

Artık çorba içme zamanı geldi.Gerçi bizim evde yaz kış içilir.Ama tercih soğuk havalarda içilmesi yanında olursa, bu çorba çok lezzetli oluyor.
Tarifi şöyle:
2-3 patates Kabukları soyulup haşlama tenceresine konur.
Üzerine yeterli miktarda su konup haşlanması sağlanır.Ben içine haşlama esnasında 1/2 çay bardağı pirinç ilave ettim.Siz koymayabilirsiniz.Ayrı bir tavada 1 adet soğan çintilir,yeterli zeytinyağda çevrilir.yumuşayınca içersine 3 kaşık un konup un kokusunu bırakana kadar pişirilir.çorbanın suyundan alınıp una ilave edilir.Haşlanan tenceredeki patatesin içersine ilave edilir.Blender ile tencere içersindeki patates iyice ezilir.Koyu bir kıvama gelen patatesli içe yeterli miktarda et suyu ilave edilir.Kaynama devam eder.İyice pişen çorbaya tuz atılır. Ateşten alınır.Çorbanın kıvamını sizin içine koyacagınız et suyu miktarı ile ayarlayabilirsiniz.
Ayrıca tavada biraz zeytinyag ve kırmızı biber ilavesi ile üzerine yağ gezdirebilirsiniz.Görünümü çok hoş oluyor.Afiyet olsun..sevgilerle
Pazartesi, Ekim 22, 2007
Kurabiye tadında un helvası...

Un helvasını severmisiniz?
buna evet derseniz bu değişik lezzeti denemenizi tavsiye ederim.
Tesadüflerin yardımı ile yapılan değişik bir lezzet.
Yaptığım un helvamın kıvamını tutturamayınca,emeğime kıyamayıp çöpe gitmesine gönlüm razı olmayınca iyileştirme arayışına girerek yapılmış nefis bir helva ortaya çıktı..
Un helvası yapımını bilirsiniz.Bende aynen tahmini ölçülerle helvamı yaptım.Ateşteki helvamın şerbetinide ayarladığımı sanıyorum.Epey şerbetinin çekmesi için ateşte tuttum.fakat soğuduktan sonra kıvamını beğenmedim.Ne yapabilirim diye düşünürken aklıma fırınlamak geldi.Mini fırın tepsisine helvamı boşalttım.Üzerine sıvı yağ gezdirdim.Fındık serptim.Şeker ilave ettim.30 dakikaya ayarladım.180 dereceye ısıyı yükselttim.helva tepside iyice yayıldı.Fakat toparlanma belirtisi yine göstermiyor.
Şaşırmıştım.Artık hatanın benden değilde yeni denediğim un dan olduğunu düşünmeye başladım.Tekrar çareler aramaya başladım.Bu cıvık halini sevmemiştim.
Fırın kapağını açıp üzerine irmik serptim.Karıştırdım.İrmik helvanın toparlanmasına yardımcı olacaktı.Tekrar fırınladım.30 dakikayı dolduran süre sonunda helvam istenen kıvama gelmişti.Hatta tepsinin kenarlarında helva kızarmıştı.Fırından çıkarttım.Soğuttum.Tatmada çok aceleciydim.Hatta tatlıları sıcak sevmemden dolayı ben sıcak sıcak tadına bakmakla kalmayıp bir porsiyon yedim.
Tadı nefisti.Kurabiyenin tepside dağınık lezzetiydi bu helva.Bir kez daha ısraf etmeme huyuma sevindim.Yine kurtarıcıydım.
Şimdi size bu şekilde yapılan helvanın ölçülerini veriyorum.
Kurabiye helva
2 su bardağı un,kavrulur sonrasında pembeleşen una sıvı yağ 1 çay bardağı ilave edilir.Ayrı bir kapta şerbeti hazırlanır.1 su bardağı su,1,5 su bardağı şeker ve vanilya eritilip ateşteki helvaya dökülür.Çekmesi beklenen un cıvık halde iken ateşten alınıp içine 1 cay bardağı irmik ilave edilir.çam fıstığı katılır.İsteyen fındıkta koyabilir benim yaptığım gibi(ben her ikisinide koydum)Biraz tereyağ takviye edilir toz şekeri helvanın tadına bakarak ilave edebilirsiniz.Borcama helva dökülüp fırınlanır.Yeni bir lezzet yaratmanın keyfiyle Afiyetle yenilir..
sevgilerle..

Un helvasını severmisiniz?
buna evet derseniz bu değişik lezzeti denemenizi tavsiye ederim.
Tesadüflerin yardımı ile yapılan değişik bir lezzet.
Yaptığım un helvamın kıvamını tutturamayınca,emeğime kıyamayıp çöpe gitmesine gönlüm razı olmayınca iyileştirme arayışına girerek yapılmış nefis bir helva ortaya çıktı..
Un helvası yapımını bilirsiniz.Bende aynen tahmini ölçülerle helvamı yaptım.Ateşteki helvamın şerbetinide ayarladığımı sanıyorum.Epey şerbetinin çekmesi için ateşte tuttum.fakat soğuduktan sonra kıvamını beğenmedim.Ne yapabilirim diye düşünürken aklıma fırınlamak geldi.Mini fırın tepsisine helvamı boşalttım.Üzerine sıvı yağ gezdirdim.Fındık serptim.Şeker ilave ettim.30 dakikaya ayarladım.180 dereceye ısıyı yükselttim.helva tepside iyice yayıldı.Fakat toparlanma belirtisi yine göstermiyor.
Şaşırmıştım.Artık hatanın benden değilde yeni denediğim un dan olduğunu düşünmeye başladım.Tekrar çareler aramaya başladım.Bu cıvık halini sevmemiştim.
Fırın kapağını açıp üzerine irmik serptim.Karıştırdım.İrmik helvanın toparlanmasına yardımcı olacaktı.Tekrar fırınladım.30 dakikayı dolduran süre sonunda helvam istenen kıvama gelmişti.Hatta tepsinin kenarlarında helva kızarmıştı.Fırından çıkarttım.Soğuttum.Tatmada çok aceleciydim.Hatta tatlıları sıcak sevmemden dolayı ben sıcak sıcak tadına bakmakla kalmayıp bir porsiyon yedim.
Tadı nefisti.Kurabiyenin tepside dağınık lezzetiydi bu helva.Bir kez daha ısraf etmeme huyuma sevindim.Yine kurtarıcıydım.
Şimdi size bu şekilde yapılan helvanın ölçülerini veriyorum.
Kurabiye helva
2 su bardağı un,kavrulur sonrasında pembeleşen una sıvı yağ 1 çay bardağı ilave edilir.Ayrı bir kapta şerbeti hazırlanır.1 su bardağı su,1,5 su bardağı şeker ve vanilya eritilip ateşteki helvaya dökülür.Çekmesi beklenen un cıvık halde iken ateşten alınıp içine 1 cay bardağı irmik ilave edilir.çam fıstığı katılır.İsteyen fındıkta koyabilir benim yaptığım gibi(ben her ikisinide koydum)Biraz tereyağ takviye edilir toz şekeri helvanın tadına bakarak ilave edebilirsiniz.Borcama helva dökülüp fırınlanır.Yeni bir lezzet yaratmanın keyfiyle Afiyetle yenilir..
sevgilerle..
Salı, Ekim 16, 2007

187.sayfa
"Görün bakın, Büyük Kurtarıcı dediğiniz adam karısının yüzünü açmış memleket içinde müslüman dindaşımız arasında dolaşmaktadır.Olur şey mi bu efendim.Biz daha önceleri bu işlerin buralara varacağını söylememişmiydik?Dediğimiz çıktı işte.Buyurun bakın şu yüzü peçesiz, açık saçık kadın resimlerine..."diyorlardı.
Latife Hanım.İpek Çalışlar...sayfa 187.
Bu satırları okuduğumda içim acıdı.
80 yıl geçmesine rağmen hala bu zihniyetin sürdüğüne inanmak zor.
Birkaç blogda gördüm.Okuduğumuz bir kitabın 187.sayfasından bir alıntı yapın diyorlardı.Bir arkadaş diğerini davet ediyordu.
Ben davet edildimmi? bilmiyorum.İÇİMDEN KATILMAK GELDİ..
Dünya basını Mustafa Kemal Paşa'nın kadın hakları savunucusu ve peçe takmayan eşi Latife Hanım'ı Türkiye'deki değişimin habercisi olarak adım adım izledi.
Evlilikleri bitince, latife hanım'ın entelektüel ve siyasi kimliği yok sayıldı, Cumhuriyetin kuruluşuna yaptığı katkılar unutuldu.
Latife Hanımı gölgeleyen perde kaldırıldığında hem bir mücadele kadınıyla hem de bambaşka bir Mustafa Kemal'le karşılaşacaksınız.Karısıyla siyasi tartışmalara giren,"Hanım bize bir Çaykovski çal" diyen, boşandıktan sonra eski eşinin evine güller gönderen Mustafa Kemal'le.
Bu kitap aynı zamanda ölünceye kadar sürmüş bir aşkın da hikayesi.
Atatürk öldükten sonra kasasından çıkan özel eşyalardan biri, içinde "1339 Gazi M.Kemal" yazılı bir nişan yüzüğüydü.Ölümünün ardından Latife Hanım'ın kasasından da tülbentbir kesede sakladığı nişan yüzüğü çıktı.İkisi de İsmet Paşa'nın Lozan'dan armağan olarak getirdiği yüzükleri ömürlerinin sonuna dek saklamışlardı.
Bu bilgiler ışığında ipek Çalışlar'a teşekkür etmemek mümkün değil.Bir döneme ışık tutması açısından çok önemli bir kitap diye düşünüyorum.
Bu kitapla Latife hanım'a olan hayranlığım birkat daha arttı...
Latife Hanım gerçeği bilinmeden Latife hanım'ı yargılamamalıyız.
İşte o yüzdendirki bu kitabı okumalıyız.
Sevgilerimle...
Cuma, Ekim 05, 2007
tanışma...

Epeydir yazıştığım ve telefonda sesini duyduğum Hülya beni arayarak gelmek istediğini söyleyince çok mutlu oldum.(hülya yılmaz...emeklilik hobileri)
Kendisini tanımaktan dolayı ve beni aramasından dolayı kendisine buradan teşekkür etmek istiyorum.Bir kahve içimi uğrayacağını söyleyen hülya'cığımla 3 saat kadar bir süre beraber olduk.Çok iyi anlaştık.Eminim kendiside aynı duygudadır.
Sevgili kızına patates kızartması yapması gerektiği için yanımdan ayrılmak zorunda kaldı.Keşke daha çok zamanımız olsaydı.Umarım bundan sonra olabilir.Hülyaya zamanını ayırıp bana yardımcı olduğu için çok teşekkür ederim.Hülyacığım incir reçelini çok methetti mutlaka deneyeceğim.Sizde deneyin lütfen.Sayfasına girerseniz reçeli çok basit bir tarifle anlatmış.Hülyacığım kızarsın diye fotoğrafını yayınlamadım ama ellerini yayınlıyorum.Çünki çok marifetliler..

Epeydir yazıştığım ve telefonda sesini duyduğum Hülya beni arayarak gelmek istediğini söyleyince çok mutlu oldum.(hülya yılmaz...emeklilik hobileri)
Kendisini tanımaktan dolayı ve beni aramasından dolayı kendisine buradan teşekkür etmek istiyorum.Bir kahve içimi uğrayacağını söyleyen hülya'cığımla 3 saat kadar bir süre beraber olduk.Çok iyi anlaştık.Eminim kendiside aynı duygudadır.
Sevgili kızına patates kızartması yapması gerektiği için yanımdan ayrılmak zorunda kaldı.Keşke daha çok zamanımız olsaydı.Umarım bundan sonra olabilir.Hülyaya zamanını ayırıp bana yardımcı olduğu için çok teşekkür ederim.Hülyacığım incir reçelini çok methetti mutlaka deneyeceğim.Sizde deneyin lütfen.Sayfasına girerseniz reçeli çok basit bir tarifle anlatmış.Hülyacığım kızarsın diye fotoğrafını yayınlamadım ama ellerini yayınlıyorum.Çünki çok marifetliler..
Pazartesi, Eylül 24, 2007
Akdeniz yeşillikleri ile salata

Salatayı her zaman severek yerim.
Tüm yeşilliklerin içinde olduğu bir salata tabağına kim hayır diyebilirki?
Aysberg,taze nane,maydanoz,roka, kırmızı lahana,1 paket akdeniz yeşillikleri,taze soğan,semiz otu,1 adet dışı soyulmuş doğranmış ayaş domatesi(yerli domatestir mis gibi kokar)limon,tuz,
ayvalık zeytinyağı.
Hepsini yıkadım kevgirde bekletip suyunu iyice süzdüm.Gerektiği büyüklükte elle kopardım,kimi yeşillikleri bıcakla doğradım.1 adet havuç rendeledim.limonu sıktım içine tuz ve zeytinyağ koyup bir kasede çırptığım sosumu hazırladım.
Büyücek bir porselen kaseye yeşilliklerimi tanzim ettim.Üzerine yeşil zeytin ve cin biber turşusu yerleştirdim.Ayrıca 2 kaşık konserve mısır serptim.sosu üzerine gezdirdim.Afiyetle tüketilmeye hazır hale geldi.

Salatayı her zaman severek yerim.
Tüm yeşilliklerin içinde olduğu bir salata tabağına kim hayır diyebilirki?
Aysberg,taze nane,maydanoz,roka, kırmızı lahana,1 paket akdeniz yeşillikleri,taze soğan,semiz otu,1 adet dışı soyulmuş doğranmış ayaş domatesi(yerli domatestir mis gibi kokar)limon,tuz,
ayvalık zeytinyağı.
Hepsini yıkadım kevgirde bekletip suyunu iyice süzdüm.Gerektiği büyüklükte elle kopardım,kimi yeşillikleri bıcakla doğradım.1 adet havuç rendeledim.limonu sıktım içine tuz ve zeytinyağ koyup bir kasede çırptığım sosumu hazırladım.
Büyücek bir porselen kaseye yeşilliklerimi tanzim ettim.Üzerine yeşil zeytin ve cin biber turşusu yerleştirdim.Ayrıca 2 kaşık konserve mısır serptim.sosu üzerine gezdirdim.Afiyetle tüketilmeye hazır hale geldi.
Çarşamba, Eylül 19, 2007
Kandil simidi

Canımız tuzlu birşeyler yemek istediğinde, çayın yanında en güzel yenebilecek tuzlu kandil simididir diye düşünüyorum.
Kandil simidi yapımı çok kolay ve bereketli bir tuzlu çeşididir.
Fırından çıktıktan ve soğutulduktan sonra hava almayan bir kaba koyarsanız uzun müddet dayanır.Hava aldığı takdirde yumuşuyor.
Yapacak arkadaşlarıma afiyet olsun diyorum..
Malzemeler.
125 gr margarin
1 çay bardağı zeytinyağ
1 yemek kaşığı mahlep
1 yemek kaşığı şeker
1 çay kaşığı tuz
1 yemek kaşığı sirke
1 paket kabartma tozu
2 yemek kaşığı yoğurt
üzeri için susam
Alabildiği kadar un
1 yumurta
Yapılışı;
Tüm malzemeler karıştırılır,Un elenir.
Unu azar azar malzemelere ekliyoruz.Ele yapışmayan bir hamur elde ettiğimiz an un eklemeyi bırakıyoruz.
Hamuru dinlenmeye bırakıyoruz.10 dk.dinlense yeterli.
Sonra istediğimiz büyüklükte parçalar koparıp halkalar yapıyoruz.
Yumurtanın akına bulayıp susama buluyoruz ve fırın tepsisine aralıklı olarak diziyoruz.Üzerleri pembeleşince fırından alıp soğutuyoruz.Tepsiden çıkarıp afiyetle yiyoruz..Sıcak iken fırın tepsisinden çıkarttığımız an kırılıyorlar.

Canımız tuzlu birşeyler yemek istediğinde, çayın yanında en güzel yenebilecek tuzlu kandil simididir diye düşünüyorum.
Kandil simidi yapımı çok kolay ve bereketli bir tuzlu çeşididir.
Fırından çıktıktan ve soğutulduktan sonra hava almayan bir kaba koyarsanız uzun müddet dayanır.Hava aldığı takdirde yumuşuyor.
Yapacak arkadaşlarıma afiyet olsun diyorum..
Malzemeler.
125 gr margarin
1 çay bardağı zeytinyağ
1 yemek kaşığı mahlep
1 yemek kaşığı şeker
1 çay kaşığı tuz
1 yemek kaşığı sirke
1 paket kabartma tozu
2 yemek kaşığı yoğurt
üzeri için susam
Alabildiği kadar un
1 yumurta
Yapılışı;
Tüm malzemeler karıştırılır,Un elenir.
Unu azar azar malzemelere ekliyoruz.Ele yapışmayan bir hamur elde ettiğimiz an un eklemeyi bırakıyoruz.
Hamuru dinlenmeye bırakıyoruz.10 dk.dinlense yeterli.
Sonra istediğimiz büyüklükte parçalar koparıp halkalar yapıyoruz.
Yumurtanın akına bulayıp susama buluyoruz ve fırın tepsisine aralıklı olarak diziyoruz.Üzerleri pembeleşince fırından alıp soğutuyoruz.Tepsiden çıkarıp afiyetle yiyoruz..Sıcak iken fırın tepsisinden çıkarttığımız an kırılıyorlar.
Çarşamba, Eylül 05, 2007
Taze fasulyeli barbunya.(Zeytinyağlı)
Muhteşem uyum..
Bir bodrum yemeği ...

Bodrumdaydım malum.Otaraflara gidilirde bodruma uğranmazmı.Uğramasam olmaz.
Türkbükünde, torbada,turğutreiste,gündoğanda gezmesem yalıkavakta kavak köfte yemesem olmaz.
Olmazda olmaz.
Gündoğan'da kaldım ablamın o şirin güzel evinde.
Tepeden seyrettim denizi.
Doyulmaz manzara eşliğinde girdim denize.
Malum tatilde yemek işi zor.
Sürekli dışarda yeniyor.
Sebebi evde geçirilen zaman az.Yemek yapmaya durum müsait değil.
Keyif yapmak dahabi kaçamak tarafı işin.
Mutfağa kimsecikler girmek istemiyor.
Mutfağa giren de bu sıcaklarda girdiğine bin pişman.
Malum hepiniz yaşamışsınızdır benim yaşadıklarımı.
O gün evde temizlik günü.Kadın gelecek.
Hakibe ismi.
Çok taktir ettiğim bir gündoğan kadını o.
Kocasının işi iyi.Ama o evlerde temizlik yapıyor.Her gittiğimde onunla konuşurum.Bakış açısını merak ederim.
Okuyamamış.O yüzden hayata kızğın falan değil.Aksine kendini kendi kafasını çalıştırarak geliştiriyor.
Temizlik işini yapıyor ama gideceği evleri kişileri kendi seçiyor.Seçici,bu çok hoş.
Gittiği evlerdeki hoş,kültürlü insanların yaptıklarını benimseyip uyğuluyor.
Mesela, evinin dekorunu yeni gözlemlediği şekliyle yerleştiriyor.
Kendisine verilenleri eşyaları çok güzel değerlendiriyor.Aldığı paralarla kendine araba almış.Temizliğe arabasına binip gidiyor.
Bu benim çok hoşuma gitti.
Kendini her sene yenilemiş buluyorum.Ama bunu hınçla hırsla yapmıyor.
Değişmesi gelişmesi gerektiğini özümsemiş bir kadın hakibe...
Ben bu zeytinyağlıyı ondan öğrendim.Zeytinyağlı yemeğe bayılırım.Sıcak falan dinlemem.
Hemen yaptım.
Zeytinyağlı taze fasulye- taze barbunya....Yarım kilo taze fasulye.
Yarım kilo taze barbunya.Ayıklanıp temizledim.Yıkadım.Tencereye Yeterince zeytinyağ koydum.2 baş soğanı çinttim.
soğanları biraz pişirdim.İçine 1 kaşık salça koydum.Salçayla kavrulmaya devam etti.(Salça koymadan sadece bolş domates koyarakta lezzetli oluyor.) 3 adet kabuğunu soyduğum domatesi küp küp doğradım.Fasulyeyi, barbunyayı koydum.Biraz kavurdum.Sıcak suyu göz kararı ,ilave ettim.(Zeytinyağlı sebze yemeklerine çok az su koyarım.su iyice çeker.Böyle kendi suyuyla pişen zeytinyağlılar çok lezzetli olur.)
Suyunu çekti, tuzunu ve toz şekerini kattım.İyice pişen yemeğin altını kapattım.
Soğudu.Zeytinyağlılar bekleyince daha güzel oluyor.
Harika olmuştu.Birde böyle deneyin.Eminim beğeneceksiniz.
Muhteşem uyum..
Bir bodrum yemeği ...

Bodrumdaydım malum.Otaraflara gidilirde bodruma uğranmazmı.Uğramasam olmaz.
Türkbükünde, torbada,turğutreiste,gündoğanda gezmesem yalıkavakta kavak köfte yemesem olmaz.
Olmazda olmaz.
Gündoğan'da kaldım ablamın o şirin güzel evinde.
Tepeden seyrettim denizi.
Doyulmaz manzara eşliğinde girdim denize.
Malum tatilde yemek işi zor.
Sürekli dışarda yeniyor.
Sebebi evde geçirilen zaman az.Yemek yapmaya durum müsait değil.
Keyif yapmak dahabi kaçamak tarafı işin.
Mutfağa kimsecikler girmek istemiyor.
Mutfağa giren de bu sıcaklarda girdiğine bin pişman.
Malum hepiniz yaşamışsınızdır benim yaşadıklarımı.
O gün evde temizlik günü.Kadın gelecek.
Hakibe ismi.
Çok taktir ettiğim bir gündoğan kadını o.
Kocasının işi iyi.Ama o evlerde temizlik yapıyor.Her gittiğimde onunla konuşurum.Bakış açısını merak ederim.
Okuyamamış.O yüzden hayata kızğın falan değil.Aksine kendini kendi kafasını çalıştırarak geliştiriyor.
Temizlik işini yapıyor ama gideceği evleri kişileri kendi seçiyor.Seçici,bu çok hoş.
Gittiği evlerdeki hoş,kültürlü insanların yaptıklarını benimseyip uyğuluyor.
Mesela, evinin dekorunu yeni gözlemlediği şekliyle yerleştiriyor.
Kendisine verilenleri eşyaları çok güzel değerlendiriyor.Aldığı paralarla kendine araba almış.Temizliğe arabasına binip gidiyor.
Bu benim çok hoşuma gitti.
Kendini her sene yenilemiş buluyorum.Ama bunu hınçla hırsla yapmıyor.
Değişmesi gelişmesi gerektiğini özümsemiş bir kadın hakibe...
Ben bu zeytinyağlıyı ondan öğrendim.Zeytinyağlı yemeğe bayılırım.Sıcak falan dinlemem.
Hemen yaptım.
Zeytinyağlı taze fasulye- taze barbunya....Yarım kilo taze fasulye.
Yarım kilo taze barbunya.Ayıklanıp temizledim.Yıkadım.Tencereye Yeterince zeytinyağ koydum.2 baş soğanı çinttim.
soğanları biraz pişirdim.İçine 1 kaşık salça koydum.Salçayla kavrulmaya devam etti.(Salça koymadan sadece bolş domates koyarakta lezzetli oluyor.) 3 adet kabuğunu soyduğum domatesi küp küp doğradım.Fasulyeyi, barbunyayı koydum.Biraz kavurdum.Sıcak suyu göz kararı ,ilave ettim.(Zeytinyağlı sebze yemeklerine çok az su koyarım.su iyice çeker.Böyle kendi suyuyla pişen zeytinyağlılar çok lezzetli olur.)
Suyunu çekti, tuzunu ve toz şekerini kattım.İyice pişen yemeğin altını kapattım.
Soğudu.Zeytinyağlılar bekleyince daha güzel oluyor.
Harika olmuştu.Birde böyle deneyin.Eminim beğeneceksiniz.
Pazartesi, Eylül 03, 2007
Cuma, Ağustos 03, 2007
Poğaça...


Akşamın saat 10'u
Bahçede oturmuş serin serin çay içiyoruz.
Kağıt oynuyoruz.O sırada yeni evlenen komşum elinde bir tabakla gelip poğaça ve kek yaptığını söylüyor.Nasıl olmuş bir tadına bakın diyerek tabağı bırakıyor.
Biraz yayıldı diyor.O an nefis kokusuna ve neşe'nin ısrarına dayanamayıp ısırıyorum.Hakikaten tadı güzel.
Güzel gelin çok mutlu oluyor.Benden aldığı olumlu notla gülümsüyor.
Hemen tabağını boşaltıp ikea'dan aldığım kurabiyelerle dolduruyorum.
Bizde hemen gelen birtabak dolusu poğaçaya yöneliyoruz.Afiyetle midemize indiriyoruz.
Akşamın o vaktinde bu nasıl hazmedecek diye düşünmeden!!!
Fakat olanlar bu kadarla kalmıyor.Eşim bana yükleniyor.
Sende ne güzel poğaçalar yapardın.Evliliğimizin ilk yıllarında.Artık göremiyoruz diyor.
Çok içerliyorum.Sanki yapmıyormuşum.
Ah şu erkekler ah.Nede çabuk unutuluyor.
Sen demiyormuydun hamur işi yemeyelim diye diyorum .
Sonra bende kalkıp o hızla mutfağa yöneliyorum.Tarif falan karıştıracak zamanın yok.
Aklımda kalan ölçülerimle yaptığım tarifimi uyguluyorum.Un miktarını eve göre ayarlıyorum o yüzden biraz hamur cıvık oluyor.biraz yayıldı.Ama olsun tadı harika.
Gece yapılan poğaça tarifi şöyle...
4 bardak un (Ben 3,5 kullandım.)
1 adet ülker toz maya paketi.
1 su bardağı ılık süt
1 su bardağı ılık su.
1 çay kaşığı toz şeker
1 tatlı kaşığı tuz.
2 kepçe zeytinyağ.
içi için:
300 gr. Beyaz peynir.
1/2 demet maydonoz.
1 yumurta sarısı üzerine.(zeytinyağı ile homojenize edilmiş)
beyazı iç hamuruna konur.
Unun içine tuz,şeker,maya koyup eliyoruz.İçine su,süt ve yağı döküp hamuru yoğuruyoruz.Kulak memesi kıvamında olmalı(Benimki daha cıvık oldu)
Tepsiyi yağlayıp elimizle şekil verdiğimiz(elimizde açtığımız) hamurun içine peynir maydonoz karışımından bir kaşık koyup kapatıyor ve elde yuvarlıyoruz.
Aralıklarla tepsiye diziyoruz.tepside mayalandırıyoruz.
Benim çok acelem olduğu için tepsiyi fırına koyup ısıyı iyice düşürdüm ve fırında mayalanmasını sağladım.Kısa zamanda harika kabardılar.
200 dereceye fırın ısısını getirdim ve poğaçaların üzerine 1 adet yumurta sarısını fırça ile sürdüm.40 dakikada piştiler.Yumuşacık ve kabaran harika bir hamur.Tavsiye ederim.
2 tepsi poğaçam oldu .Bir tepsisini yuvarlak , diğerini de pide şeklinde yaptım.
Tabi hiç dururmuyum o hızla fırından çıkartılıp sıcak sıcak servis tabağına alındılar.
Eşimin yüzü aydınlandı.Hemen yemeğe koyuldu.Tadı enfes dedi.Çok mutluydu çok.
Hanımı gecenin o vaktinde onu kırmamıştı.Hem eski günlerdeki gibi çevik ve maharetliydi.Onun bir istediğini iki etmemişti..

Bu poğaçaları tatilde birdaha denedim.
Aynı ölçülerde.
Harika oldu.
Tadına bakan arkadaşlarım hazır poğaça zannettiler.
O nedenle resimlerini yayınlamak istedim.
Mutlaka yapmanızı öneririm.
Tadı harıka,görüntüsünden belli değilmi...
puf puf kabaran poğaçalarım oldu.
İkinci kez yaptığım bu poğaça tarifini artık hep deneyeceğim.
Hamuru ele yapışmayan kıvamda olmalı.Çok cıvık olmamalı.(ele yapışan hamura biraz un elerseniz ölçü tutuyor.)


Akşamın saat 10'u
Bahçede oturmuş serin serin çay içiyoruz.
Kağıt oynuyoruz.O sırada yeni evlenen komşum elinde bir tabakla gelip poğaça ve kek yaptığını söylüyor.Nasıl olmuş bir tadına bakın diyerek tabağı bırakıyor.
Biraz yayıldı diyor.O an nefis kokusuna ve neşe'nin ısrarına dayanamayıp ısırıyorum.Hakikaten tadı güzel.
Güzel gelin çok mutlu oluyor.Benden aldığı olumlu notla gülümsüyor.
Hemen tabağını boşaltıp ikea'dan aldığım kurabiyelerle dolduruyorum.
Bizde hemen gelen birtabak dolusu poğaçaya yöneliyoruz.Afiyetle midemize indiriyoruz.
Akşamın o vaktinde bu nasıl hazmedecek diye düşünmeden!!!
Fakat olanlar bu kadarla kalmıyor.Eşim bana yükleniyor.
Sende ne güzel poğaçalar yapardın.Evliliğimizin ilk yıllarında.Artık göremiyoruz diyor.
Çok içerliyorum.Sanki yapmıyormuşum.
Ah şu erkekler ah.Nede çabuk unutuluyor.
Sen demiyormuydun hamur işi yemeyelim diye diyorum .
Sonra bende kalkıp o hızla mutfağa yöneliyorum.Tarif falan karıştıracak zamanın yok.
Aklımda kalan ölçülerimle yaptığım tarifimi uyguluyorum.Un miktarını eve göre ayarlıyorum o yüzden biraz hamur cıvık oluyor.biraz yayıldı.Ama olsun tadı harika.
Gece yapılan poğaça tarifi şöyle...
4 bardak un (Ben 3,5 kullandım.)
1 adet ülker toz maya paketi.
1 su bardağı ılık süt
1 su bardağı ılık su.
1 çay kaşığı toz şeker
1 tatlı kaşığı tuz.
2 kepçe zeytinyağ.
içi için:
300 gr. Beyaz peynir.
1/2 demet maydonoz.
1 yumurta sarısı üzerine.(zeytinyağı ile homojenize edilmiş)
beyazı iç hamuruna konur.
Unun içine tuz,şeker,maya koyup eliyoruz.İçine su,süt ve yağı döküp hamuru yoğuruyoruz.Kulak memesi kıvamında olmalı(Benimki daha cıvık oldu)
Tepsiyi yağlayıp elimizle şekil verdiğimiz(elimizde açtığımız) hamurun içine peynir maydonoz karışımından bir kaşık koyup kapatıyor ve elde yuvarlıyoruz.
Aralıklarla tepsiye diziyoruz.tepside mayalandırıyoruz.
Benim çok acelem olduğu için tepsiyi fırına koyup ısıyı iyice düşürdüm ve fırında mayalanmasını sağladım.Kısa zamanda harika kabardılar.
200 dereceye fırın ısısını getirdim ve poğaçaların üzerine 1 adet yumurta sarısını fırça ile sürdüm.40 dakikada piştiler.Yumuşacık ve kabaran harika bir hamur.Tavsiye ederim.
2 tepsi poğaçam oldu .Bir tepsisini yuvarlak , diğerini de pide şeklinde yaptım.
Tabi hiç dururmuyum o hızla fırından çıkartılıp sıcak sıcak servis tabağına alındılar.
Eşimin yüzü aydınlandı.Hemen yemeğe koyuldu.Tadı enfes dedi.Çok mutluydu çok.
Hanımı gecenin o vaktinde onu kırmamıştı.Hem eski günlerdeki gibi çevik ve maharetliydi.Onun bir istediğini iki etmemişti..

Bu poğaçaları tatilde birdaha denedim.
Aynı ölçülerde.
Harika oldu.
Tadına bakan arkadaşlarım hazır poğaça zannettiler.
O nedenle resimlerini yayınlamak istedim.
Mutlaka yapmanızı öneririm.
Tadı harıka,görüntüsünden belli değilmi...
puf puf kabaran poğaçalarım oldu.
İkinci kez yaptığım bu poğaça tarifini artık hep deneyeceğim.
Hamuru ele yapışmayan kıvamda olmalı.Çok cıvık olmamalı.(ele yapışan hamura biraz un elerseniz ölçü tutuyor.)
Çarşamba, Ağustos 01, 2007
Havva'nın elma'sı...
elmas'ı....

Bu Yabani elma demiş tanıyan.
Yaratan demişki "Ey insan senin için yarattım."
İnanan bilmiş değerini.
Ama bilemeyenlerde var diye düşünmüş .
Bir bilen takmış parmağına.
Bakmış pırlantadan daha değerli.
Böyle düşünmüş durmuş.
Sabah sabah koparmalara kıyamamış.
Tadınıda merak etmiş.
Mayhoş-tatlı arası.
Demiş "nefis bir tat bu tanrım."
Yarattıklarına şükredelim.

elmas'ı....

Bu Yabani elma demiş tanıyan.
Yaratan demişki "Ey insan senin için yarattım."
İnanan bilmiş değerini.
Ama bilemeyenlerde var diye düşünmüş .
Bir bilen takmış parmağına.
Bakmış pırlantadan daha değerli.
Böyle düşünmüş durmuş.
Sabah sabah koparmalara kıyamamış.
Tadınıda merak etmiş.
Mayhoş-tatlı arası.
Demiş "nefis bir tat bu tanrım."
Yarattıklarına şükredelim.

Salı, Temmuz 31, 2007
Çarşamba, Temmuz 25, 2007
Bir kedim vardı dünyalar güzeli..
Onun adı plu...
Onurlu,kibar,asil...Bir kedi için fazla iddialı , büyük laflar bunlar diye düşünebilirsiniz ama asla değil..Onun için yetersiz kalıyor kelimeler diyebilirim.Başka kedileri gördükçe onun huyunu daha da sevdim.Kıymetini daha çok anladım.Hayvanların da huyları insan çeşitleri gibi.Farklı farklı.
Hayvanları uzaktan severim.Beslerim.Benim van kedim bunu bilirdi.Aramızda sessiz sedasız gizli bir anlaşma vardı adeta.Bana geçerken hafifçe sürünür.Ben buradayım ha edasıyla dolanırdı.Eşime ise gider kendini sevdirir.Bundan eşim ve kendisi mutluluk duyardı.Eşimin gelişini ayak sesinden,arabasının lastik sesinden anlar koşarak gider karşılardı.Beraberce eve kadar eşimi getirirdi.Yemek yenecegi vakit asla mırlayıp yiyecek istemezdi.Misafirim gelse ortalarda görünmezdi.Herkese onu anlatır bulunduğu yerden zorla çıkarıp gururla gösterirdik.Eve girer,girdiği gibi aklı bahçede ve yeşil otlarda kalır.Aniden dışarıya fırlarcasına cıkardı.Oğlumla arasındaki anlaşma müthişti.Kendisini kimselere oyuncak etmezdi.Ama oğlum gel dediğinde ona gider.Onun karnını gıdıklamasına, tüylerini kabartmasına, ayaklarından tutup çekmesine hiç ses çıkartmazdı.Bilirdiki ısrarı faydasız.Eşim bir başka severdi.Kafasını okşadığında bilirdimki içi ısınırdı.Huyu sevdirdi. Eşim onun tabağına yemeğini koyduğunda başını okşamaz ise yemezdi.Sevgi dolu bir kediydi.Eşim seyahate çıkar telefonda ilk onu sorardı.Ablalarına gittiğimizde plu nun selamı var halalarına derdi.Onlarda plu'nun selamını hemen alırlardı.Bu asil prensesimi sevmişlerdi.Van kedisi bir başka oluyor.1994 senesinde daha minicik bir yavru iken geldi bize.Bende eşime doğum günü hediyesi verdim onu.Hiç yanından ayırmadı.O zamanlar işi için istanbulda bulunması gerekiyordu.Biz de ankaradaydık.İstanbuldan ayrılıp seyahate çıktığında ankaraya uğrar kedisini bize bırakırdı.Bizde onun eve gelmesini dört gözle beklerdik.Aileden biriydi adeta.
Şimdi evimizden 6 gün gibi bir süre ayrıldık.Geldik bizi karşılayan o hoş şey gelmedi.Pıtır pıtır gelip bavullarımızı koklar eve bizimle eşlik ederdi.Bir an bu tablo gözümde canlandı içim buruldu.Kelimelere dökemedim sözcüğümü sustum.Acaba!!! dedim durdum.Hala ümidim var!!....ama eşimin dediği cümle aklıma geldi...BİR KEDİM BİLE YOKKKKKKKK....
Geçenlerde çekmiştim fotoğraflarını.Bu hoş varlığı buraya koymak istedim.
Sevdim onu.Hatıralarını bırakıp gitti...Unutmak mümkünmü!!!
img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;"








Keşke çıkıpta geliversen.
Şaka yaptım size saklandım desen...
keşke..
Gözlerim doldu.
Ne çok sevmişim,
ne çok alışmışım meğer...

Onun adı plu...
Onurlu,kibar,asil...Bir kedi için fazla iddialı , büyük laflar bunlar diye düşünebilirsiniz ama asla değil..Onun için yetersiz kalıyor kelimeler diyebilirim.Başka kedileri gördükçe onun huyunu daha da sevdim.Kıymetini daha çok anladım.Hayvanların da huyları insan çeşitleri gibi.Farklı farklı.
Hayvanları uzaktan severim.Beslerim.Benim van kedim bunu bilirdi.Aramızda sessiz sedasız gizli bir anlaşma vardı adeta.Bana geçerken hafifçe sürünür.Ben buradayım ha edasıyla dolanırdı.Eşime ise gider kendini sevdirir.Bundan eşim ve kendisi mutluluk duyardı.Eşimin gelişini ayak sesinden,arabasının lastik sesinden anlar koşarak gider karşılardı.Beraberce eve kadar eşimi getirirdi.Yemek yenecegi vakit asla mırlayıp yiyecek istemezdi.Misafirim gelse ortalarda görünmezdi.Herkese onu anlatır bulunduğu yerden zorla çıkarıp gururla gösterirdik.Eve girer,girdiği gibi aklı bahçede ve yeşil otlarda kalır.Aniden dışarıya fırlarcasına cıkardı.Oğlumla arasındaki anlaşma müthişti.Kendisini kimselere oyuncak etmezdi.Ama oğlum gel dediğinde ona gider.Onun karnını gıdıklamasına, tüylerini kabartmasına, ayaklarından tutup çekmesine hiç ses çıkartmazdı.Bilirdiki ısrarı faydasız.Eşim bir başka severdi.Kafasını okşadığında bilirdimki içi ısınırdı.Huyu sevdirdi. Eşim onun tabağına yemeğini koyduğunda başını okşamaz ise yemezdi.Sevgi dolu bir kediydi.Eşim seyahate çıkar telefonda ilk onu sorardı.Ablalarına gittiğimizde plu nun selamı var halalarına derdi.Onlarda plu'nun selamını hemen alırlardı.Bu asil prensesimi sevmişlerdi.Van kedisi bir başka oluyor.1994 senesinde daha minicik bir yavru iken geldi bize.Bende eşime doğum günü hediyesi verdim onu.Hiç yanından ayırmadı.O zamanlar işi için istanbulda bulunması gerekiyordu.Biz de ankaradaydık.İstanbuldan ayrılıp seyahate çıktığında ankaraya uğrar kedisini bize bırakırdı.Bizde onun eve gelmesini dört gözle beklerdik.Aileden biriydi adeta.
Şimdi evimizden 6 gün gibi bir süre ayrıldık.Geldik bizi karşılayan o hoş şey gelmedi.Pıtır pıtır gelip bavullarımızı koklar eve bizimle eşlik ederdi.Bir an bu tablo gözümde canlandı içim buruldu.Kelimelere dökemedim sözcüğümü sustum.Acaba!!! dedim durdum.Hala ümidim var!!....ama eşimin dediği cümle aklıma geldi...BİR KEDİM BİLE YOKKKKKKKK....
Geçenlerde çekmiştim fotoğraflarını.Bu hoş varlığı buraya koymak istedim.
Sevdim onu.Hatıralarını bırakıp gitti...Unutmak mümkünmü!!!
img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;"









Keşke çıkıpta geliversen.
Şaka yaptım size saklandım desen...
keşke..
Gözlerim doldu.
Ne çok sevmişim,
ne çok alışmışım meğer...
Salı, Temmuz 24, 2007
vişne reçeli...
Vişne reçelini rahmetli kayınvalidem çok güzel yapardı.
Yalova'da yapılan reçellerin tadı bir başkaydı o yıllarda.. Benim için şimdide aynı.
Kayınvalidemden öğrendiğim bu reçeli sizlerle paylaşmak istiyorum.
1 kilo vişne
1,5 kilo toz şeker
4-5 damla limon suyu
1 çay bardağı soğuk su (Vişneler çok iri ve çok sulu ise suyu eklemeyebilirsiniz.)
Vişneleri yıkayıp, ayıklayıp saplarını çıkarttım.Çekirdeklerini de çıkartıp tencereye koydum.
Üzerine toz şekerini koydum 4 saat beklettim.Sulanmıştı.Ateşe koyup 1 çay bardağı suyu ilave ederek kaynattım.5 dakika kaynayan reçelin altını kapattım.Ocaktan indirdiğim reçel soğudu.Tekrar ocağı yakıp reçel tenceresini ateşe oturttum 20 dakika kaynattım ocaktan almadan 4 dk.önce 4 damla limon suyu damlattım.Limonunuz yoksa içine 1/4 çay kaşıgı limon tuzu katabilirsiniz.Vişne ekşi olduğu için limon suyunu veya limon tuzunu fazla koymuyorum.Vişnenin tadını dahada ekşi yapıyor.
Reçelimi indirmeden vanilyayı ilave ediyorum.Reçel vanilya takviyesiyle mis gibi kokuyor.
Dikkat edilecek noktalar:
Reçellerimde hep tahta kaşık kullanurım.Reçelin köpüğünü tahta kaşıkla hep yediririm.Köpüğü alıp atın.Reçeliniz daha parlak olur.
Reçeli kavanozlara doldurup soğumasını bekliyor ve ağzını sıkıca kapatarak ters çeviriyorum.Reçelimiz loş ortamda saklanırsa uzun müddet dayanır ve şekerlenmez.Reçelin hava almaması lazım.BUnlar püf noktaları.(Birde reçeli çok kaynatmayalım rengi bozuluyor.)
Reçelin kıvamını anlamamız için şöyle bir deney yapabilirsiniz:Bir çay bardağının içine su dolduruyorum.Reçelden bir damla içine akıtıyorum.Eğer dağılmıyorsa reçel olmuştur.
Ateşte suyunu çekmesi için fazla tutulan reçel ağdalaşıyor.Ekmeğe sürümü zorlaşıyor.

Vişne reçelini rahmetli kayınvalidem çok güzel yapardı.
Yalova'da yapılan reçellerin tadı bir başkaydı o yıllarda.. Benim için şimdide aynı.
Kayınvalidemden öğrendiğim bu reçeli sizlerle paylaşmak istiyorum.
1 kilo vişne
1,5 kilo toz şeker
4-5 damla limon suyu
1 çay bardağı soğuk su (Vişneler çok iri ve çok sulu ise suyu eklemeyebilirsiniz.)
Vişneleri yıkayıp, ayıklayıp saplarını çıkarttım.Çekirdeklerini de çıkartıp tencereye koydum.
Üzerine toz şekerini koydum 4 saat beklettim.Sulanmıştı.Ateşe koyup 1 çay bardağı suyu ilave ederek kaynattım.5 dakika kaynayan reçelin altını kapattım.Ocaktan indirdiğim reçel soğudu.Tekrar ocağı yakıp reçel tenceresini ateşe oturttum 20 dakika kaynattım ocaktan almadan 4 dk.önce 4 damla limon suyu damlattım.Limonunuz yoksa içine 1/4 çay kaşıgı limon tuzu katabilirsiniz.Vişne ekşi olduğu için limon suyunu veya limon tuzunu fazla koymuyorum.Vişnenin tadını dahada ekşi yapıyor.
Reçelimi indirmeden vanilyayı ilave ediyorum.Reçel vanilya takviyesiyle mis gibi kokuyor.
Dikkat edilecek noktalar:
Reçellerimde hep tahta kaşık kullanurım.Reçelin köpüğünü tahta kaşıkla hep yediririm.Köpüğü alıp atın.Reçeliniz daha parlak olur.
Reçeli kavanozlara doldurup soğumasını bekliyor ve ağzını sıkıca kapatarak ters çeviriyorum.Reçelimiz loş ortamda saklanırsa uzun müddet dayanır ve şekerlenmez.Reçelin hava almaması lazım.BUnlar püf noktaları.(Birde reçeli çok kaynatmayalım rengi bozuluyor.)
Reçelin kıvamını anlamamız için şöyle bir deney yapabilirsiniz:Bir çay bardağının içine su dolduruyorum.Reçelden bir damla içine akıtıyorum.Eğer dağılmıyorsa reçel olmuştur.
Ateşte suyunu çekmesi için fazla tutulan reçel ağdalaşıyor.Ekmeğe sürümü zorlaşıyor.
Perşembe, Temmuz 12, 2007
Mercimek çorbası...
Yaz günü çorba içilirmi?
Bizim evde evet.Her akşam yapılsa emin olun içilir.Kimse çorbaya hayır demez.

Şu yaz sıcaklarında emin olun çorba çokta iyi gidiyor.Yemekten önce içilen çorbadan sonra ise pek fazla yemek yenmiyor.Bu durum da benim açımdan iyi.Akşam yemeğini sadece çorba içerek geçiştirebiliyorum.Ağır yemekler yiyemiyorum.Daha sonrasında ise bir porsiyon mevsim meyvesi veya dondurma ağız tadım oluyor.
Şimdi vereceğim mercimek çorbası tarifi çok kolay ve pratik.Acele çorba yapmam gerektiğinde üşenmeden yaptığım tek çorba desem inanın abartmış olmam.Sizde denediğinizde benimle aynı fikirde olacaksınız.Eminim.
Mercimek çorbası:
*2 su bardağı kırmızı mercimek
*yeterince su
ve tuz
5-6 adet arpacık soganı.(soğanı bütün olarak koyuyoruz)
Tüm malzemeyi düdüklüye koyuyor ve ateşe oturtuyorum.20 -25 dakikada pişiyor.
Ateşten alınan düdüklü soğuk su altına tutularak ısısı düşürülür.Düdüklü tencereyi
kullananlar iyi bilirler.Tencere ateşten alınır alınmaz kapağı açılmaz.Aman dikkat diyorum.
Ayrı bir yerde:
2 kaşık tamek biber sosu.
yeterince zeytinyağ.(ölçü size kalmış) tavada kokusu çıkana kadar pişirilir.
Ateşten alınıp içine 1 yemek kaşığı nane,
1 çay kaşığı karabiber atar karıştırırım.
Sonra bu sosu çorbanın içine boşaltıyoruz.
Tencereyi kapaksız olarak ateşe oturtup, sosun karışmasını sağlıyoruz.Buda 2-3 dakika ateşte kaynaması demek.Sonrasımı? Afiyetle içiyoruz.Benim çok sık ve beğenerek yaptığım bu çorbayı çok seveceğinize eminim..

Evde arpacık soğanım kalmamıştı normal büyük soğan kullandım.Büyük soğanı da bütün atabilirsiniz.Soğan sevmiyorsanız,çorba piştikten sonra soğanı içinden alabilirsiniz.
Veya arzuya göre soğanı çintip sosla pişirip çorbaya katabilirsiniz.
Kısaca şöylede tarif edebilirim:
Düdüklüye yıkanan ayıklanan kırmızı mercimeği koyun,yeteri kadar su ve tuz ilave edin.biraz karabiber takviyesi şart.Bir büyük soğanı bütünce içine bırakın.Düdüklüyü 20 dakika ateşte(kısık) tutarak mercimeği pişirin.Ateşten indirdikten sonra bekletip açtığınız düdüklünün içindeki çorbaya zeytinyağı gezdirin.Çorbanız hazır.
Bu tür mercimek çorbasının içimine yazın bile doyamıyacaksınız.
Uğraşmaya gerek yok.Herşeyi daha pratik hale getirebiliriz diye düşünüyorum.
Yaz günü çorba içilirmi?
Bizim evde evet.Her akşam yapılsa emin olun içilir.Kimse çorbaya hayır demez.

Şu yaz sıcaklarında emin olun çorba çokta iyi gidiyor.Yemekten önce içilen çorbadan sonra ise pek fazla yemek yenmiyor.Bu durum da benim açımdan iyi.Akşam yemeğini sadece çorba içerek geçiştirebiliyorum.Ağır yemekler yiyemiyorum.Daha sonrasında ise bir porsiyon mevsim meyvesi veya dondurma ağız tadım oluyor.
Şimdi vereceğim mercimek çorbası tarifi çok kolay ve pratik.Acele çorba yapmam gerektiğinde üşenmeden yaptığım tek çorba desem inanın abartmış olmam.Sizde denediğinizde benimle aynı fikirde olacaksınız.Eminim.
Mercimek çorbası:
*2 su bardağı kırmızı mercimek
*yeterince su
ve tuz
5-6 adet arpacık soganı.(soğanı bütün olarak koyuyoruz)
Tüm malzemeyi düdüklüye koyuyor ve ateşe oturtuyorum.20 -25 dakikada pişiyor.
Ateşten alınan düdüklü soğuk su altına tutularak ısısı düşürülür.Düdüklü tencereyi
kullananlar iyi bilirler.Tencere ateşten alınır alınmaz kapağı açılmaz.Aman dikkat diyorum.
Ayrı bir yerde:
2 kaşık tamek biber sosu.
yeterince zeytinyağ.(ölçü size kalmış) tavada kokusu çıkana kadar pişirilir.
Ateşten alınıp içine 1 yemek kaşığı nane,
1 çay kaşığı karabiber atar karıştırırım.
Sonra bu sosu çorbanın içine boşaltıyoruz.
Tencereyi kapaksız olarak ateşe oturtup, sosun karışmasını sağlıyoruz.Buda 2-3 dakika ateşte kaynaması demek.Sonrasımı? Afiyetle içiyoruz.Benim çok sık ve beğenerek yaptığım bu çorbayı çok seveceğinize eminim..

Evde arpacık soğanım kalmamıştı normal büyük soğan kullandım.Büyük soğanı da bütün atabilirsiniz.Soğan sevmiyorsanız,çorba piştikten sonra soğanı içinden alabilirsiniz.
Veya arzuya göre soğanı çintip sosla pişirip çorbaya katabilirsiniz.
Kısaca şöylede tarif edebilirim:
Düdüklüye yıkanan ayıklanan kırmızı mercimeği koyun,yeteri kadar su ve tuz ilave edin.biraz karabiber takviyesi şart.Bir büyük soğanı bütünce içine bırakın.Düdüklüyü 20 dakika ateşte(kısık) tutarak mercimeği pişirin.Ateşten indirdikten sonra bekletip açtığınız düdüklünün içindeki çorbaya zeytinyağı gezdirin.Çorbanız hazır.
Bu tür mercimek çorbasının içimine yazın bile doyamıyacaksınız.
Uğraşmaya gerek yok.Herşeyi daha pratik hale getirebiliriz diye düşünüyorum.
Salı, Temmuz 10, 2007
Ev yapımı vişne konservesi...
Meyvelerin marmelat ve reçel dışında nasıl değerlendireleceğini sizlerle paylaşıyorum.
Umarım yardımcı olmuşumdur.Bundan mutluluk duyarım.
Rumelide tüm meyvelerin konservesini yaparlar.Kışın özellikle ramazanda makarnanın veya böregin yanında iyi gider.Size sadece bir kavanoz konserveyi açıp kaseye koymak kalıyor..Afiyet şeker olsun..

Hala'cığımdan öğrenmiştim. Çok marifetli bir hanımdı.Tüm meyvelerin konservesini yapardı.(Şeftali, kayısı, vişne, armut..vs..)
Kocaman yakılan ateş üzerine kazan konurdu.İçi su doldurulurdu.(Peçka denen bir ocak türü vardır.Yemekler orada pişerdi.Konservede orada yapılırdı)
Ayıklanan meyveler su ile karıştırılır.Kepçe kepçe paşabahçeden alınan ağzı sıkıca kapanan çam kavanozlara doldurulurdu.Kavanozlar ters çevrilerek kazanın içine aralıklı olarak dizilirdi.Su kavanozun üzerine çıkacak şekilde konulurdu.
Ateş yakılır su iyice ısınır ve kaynamaya başlar.Fokur fokur eden sesi hala kulağımdadır.Biz şimdiki evlerimizin mutfaklarındada yapabiliriz.Kavanozlar asla çatlamaz.2 saat veya 3 saat kadar kaynayan konserveler ateşten alınır ve soğutulur.Kilere kaldırılır.Kışın bulunduğu yerden alınır ve kullanılır.
Buradaki en önemli olay, kavanozlar asla hava almayacak şekilde kapatılır.Hava alan konserve bozuluyor.
Meyvelerin marmelat ve reçel dışında nasıl değerlendireleceğini sizlerle paylaşıyorum.
Umarım yardımcı olmuşumdur.Bundan mutluluk duyarım.
Rumelide tüm meyvelerin konservesini yaparlar.Kışın özellikle ramazanda makarnanın veya böregin yanında iyi gider.Size sadece bir kavanoz konserveyi açıp kaseye koymak kalıyor..Afiyet şeker olsun..

Hala'cığımdan öğrenmiştim. Çok marifetli bir hanımdı.Tüm meyvelerin konservesini yapardı.(Şeftali, kayısı, vişne, armut..vs..)
Kocaman yakılan ateş üzerine kazan konurdu.İçi su doldurulurdu.(Peçka denen bir ocak türü vardır.Yemekler orada pişerdi.Konservede orada yapılırdı)
Ayıklanan meyveler su ile karıştırılır.Kepçe kepçe paşabahçeden alınan ağzı sıkıca kapanan çam kavanozlara doldurulurdu.Kavanozlar ters çevrilerek kazanın içine aralıklı olarak dizilirdi.Su kavanozun üzerine çıkacak şekilde konulurdu.
Ateş yakılır su iyice ısınır ve kaynamaya başlar.Fokur fokur eden sesi hala kulağımdadır.Biz şimdiki evlerimizin mutfaklarındada yapabiliriz.Kavanozlar asla çatlamaz.2 saat veya 3 saat kadar kaynayan konserveler ateşten alınır ve soğutulur.Kilere kaldırılır.Kışın bulunduğu yerden alınır ve kullanılır.
Buradaki en önemli olay, kavanozlar asla hava almayacak şekilde kapatılır.Hava alan konserve bozuluyor.
Ev yapımı vişne likörü..bir klasik..
Likörün her çeşidini çok severim.Özellikle bayramlarda kahvenin yanında çikolata ile çok hoş oluyor.Benim için LİKÖR bir bayram klasiğidir.(tabiki evde yapılanı)
Tarifini vereceğim likör eşimin teyzesinin kızına ait.Yeni evlendiğim yıllara dayanır geçmişi.O zamanlar üniversiteyi yeni bitirip evlenmiştim.yemek işlerinden de anlamıyordum ama eşim düşkün olduğu için onu memnun etme amacıyla her türlü tarife atlar ve yapmaya çalışır olağan üstü gayret gösterirdim.Onun ifadesiyle de oldukça başarılıydım.Özden ablamın tarifini sizinle paylaşacağım.O yıllarda kendilerininde yalovada evleri vardı bize komşuydular.Her akşam üstü pazara giderdik mevsim meyveleri ve sebzeleriyle dönerdik.(Sebzelerle dönmez birsürü masa örtüsü,yastık kılıfı,çarşaf,gecelik,mutfak gereçleriyle dönerdik)Eşim de pazar gezmemize katılırdı.O zamanlardan kalma alışkanlık bu pazar gezmeleri

(Bahçemin vişneleride yalova'dakileri aratmıyor.)
Hatırladığım kadarıyla vişne zamanı yalovadaydım.Pazardan 5 kilo reçel için vişne almıştım.Yalova vişnesi erik gibi iridir.Reçeli yapıldığı vakit bütün sitede mis gibi kokar.Bütün evlerin mutfağından reçel kokuları siteye yayılırdı.Reçel kokusu o zamanlardan kalma enfes bir kokudur benim için ve yalovayı çağrıştırır.

Tarif oldukça basit fakat sonuç mükemmeldir.
Yapmanızı tavsiye ederim.Bayramlar var önümüzde.Gururla ikram edeceğiniz bir lezzet klasiğidir vişne likörü.
5 kilo vişne(Çekirdeklerinden ayırıp ayırmamak size kalmış)
4 kilo şeker.(3 kiloda olabilir.tadı size kalmış ama likör oldukça tatlı bir içecektir belirteyim)
2 şişe alkol(veya cin,veya votka)
4-5 adet karanfil.
Bir büyükçe cam kavanoz.
Kavanozun içine vişne ve şeker olarak aralarına karanfilde koyuyorsunuz
bütün kavanozu dolduruyorsunuz.
Karanlık bir yerde mayalanması için 20 gün bırakınız.
20 günün sonunda şekerli su üste çıkmış vişne alta inmiş oluyor.Bu süre 30 günde olabilir farketmez.
İçine alkolu boşaltıyorsunuz.Karıştırıyor ve dinlenmesi için yine aynı yere koyuyorsunuz.Buzdolabına daha sonra alıyoruz.
Afiyet olsun.
Bu hatıralarla likörümü yaptım.Güzel anıları canlandırıp hep yaşatma taraftarıyım.Elimden geldiğince de bunu başardığımı düşünüyorum.
Yine bayramlar gelecek,artık bir neriman klasiği olan likörüm sevğiyle ikram edilecek...Çok mutluyum çok..Yine yaptım,yine anıları yaşattım,yaşadım,yine ikram edilecek...

Likörün her çeşidini çok severim.Özellikle bayramlarda kahvenin yanında çikolata ile çok hoş oluyor.Benim için LİKÖR bir bayram klasiğidir.(tabiki evde yapılanı)
Tarifini vereceğim likör eşimin teyzesinin kızına ait.Yeni evlendiğim yıllara dayanır geçmişi.O zamanlar üniversiteyi yeni bitirip evlenmiştim.yemek işlerinden de anlamıyordum ama eşim düşkün olduğu için onu memnun etme amacıyla her türlü tarife atlar ve yapmaya çalışır olağan üstü gayret gösterirdim.Onun ifadesiyle de oldukça başarılıydım.Özden ablamın tarifini sizinle paylaşacağım.O yıllarda kendilerininde yalovada evleri vardı bize komşuydular.Her akşam üstü pazara giderdik mevsim meyveleri ve sebzeleriyle dönerdik.(Sebzelerle dönmez birsürü masa örtüsü,yastık kılıfı,çarşaf,gecelik,mutfak gereçleriyle dönerdik)Eşim de pazar gezmemize katılırdı.O zamanlardan kalma alışkanlık bu pazar gezmeleri

(Bahçemin vişneleride yalova'dakileri aratmıyor.)
Hatırladığım kadarıyla vişne zamanı yalovadaydım.Pazardan 5 kilo reçel için vişne almıştım.Yalova vişnesi erik gibi iridir.Reçeli yapıldığı vakit bütün sitede mis gibi kokar.Bütün evlerin mutfağından reçel kokuları siteye yayılırdı.Reçel kokusu o zamanlardan kalma enfes bir kokudur benim için ve yalovayı çağrıştırır.

Tarif oldukça basit fakat sonuç mükemmeldir.
Yapmanızı tavsiye ederim.Bayramlar var önümüzde.Gururla ikram edeceğiniz bir lezzet klasiğidir vişne likörü.
5 kilo vişne(Çekirdeklerinden ayırıp ayırmamak size kalmış)
4 kilo şeker.(3 kiloda olabilir.tadı size kalmış ama likör oldukça tatlı bir içecektir belirteyim)
2 şişe alkol(veya cin,veya votka)
4-5 adet karanfil.
Bir büyükçe cam kavanoz.
Kavanozun içine vişne ve şeker olarak aralarına karanfilde koyuyorsunuz
bütün kavanozu dolduruyorsunuz.
Karanlık bir yerde mayalanması için 20 gün bırakınız.
20 günün sonunda şekerli su üste çıkmış vişne alta inmiş oluyor.Bu süre 30 günde olabilir farketmez.
İçine alkolu boşaltıyorsunuz.Karıştırıyor ve dinlenmesi için yine aynı yere koyuyorsunuz.Buzdolabına daha sonra alıyoruz.
Afiyet olsun.
Bu hatıralarla likörümü yaptım.Güzel anıları canlandırıp hep yaşatma taraftarıyım.Elimden geldiğince de bunu başardığımı düşünüyorum.
Yine bayramlar gelecek,artık bir neriman klasiği olan likörüm sevğiyle ikram edilecek...Çok mutluyum çok..Yine yaptım,yine anıları yaşattım,yaşadım,yine ikram edilecek...
Pazartesi, Temmuz 09, 2007
Vişne-soda-buz..bardakta flamingo..Datça anısı..
Bahçe'den vişne toplamaları devam ederken geçen gün yaptığım ve şişelediğim vişne suyum aklıma geldi.Son derece yorulmuş ve susamıştım.
Vişne-soda ikilisi bana hep datça marinayı hatırlatır.Yıllar önce ablamın yazlığına gitmiştim.Marinada içmiştik.Tam da güneş batarken tüm günün sıcaklığını alan vücüdümuz bu soğuk içecekle kendine gelmişti.
Hemen dolaba yöneldim.Vişne suyum buz gibiydi biraz şeker takviyesi yaptım.
Kadehe koydum.İçine bir adet soda boşalttım.Bol buz koydum.Filamingom güzel süsüm benim.Hemen bardakta yerini aldı.Yeşil yeşil pekte yakıştı.Gururla vişne sularında yüzmeye koyuldu.Pembe sular onun pembe bacaklarıyla uyum sağladı.Kuşum filamingom serin sularda bir yelkenli edasıyla süzülüp durdu...


Bahçe'den vişne toplamaları devam ederken geçen gün yaptığım ve şişelediğim vişne suyum aklıma geldi.Son derece yorulmuş ve susamıştım.
Vişne-soda ikilisi bana hep datça marinayı hatırlatır.Yıllar önce ablamın yazlığına gitmiştim.Marinada içmiştik.Tam da güneş batarken tüm günün sıcaklığını alan vücüdümuz bu soğuk içecekle kendine gelmişti.
Hemen dolaba yöneldim.Vişne suyum buz gibiydi biraz şeker takviyesi yaptım.
Kadehe koydum.İçine bir adet soda boşalttım.Bol buz koydum.Filamingom güzel süsüm benim.Hemen bardakta yerini aldı.Yeşil yeşil pekte yakıştı.Gururla vişne sularında yüzmeye koyuldu.Pembe sular onun pembe bacaklarıyla uyum sağladı.Kuşum filamingom serin sularda bir yelkenli edasıyla süzülüp durdu...

Bir yaz uykusu.. .

Vişnelerim toplandılar,Neler yapıldı neler...
Sırasıyla sizlerle paylaşacağım.
Baldan tatlı şeyler önce saplarından usulca ayrıldılar.Suyun içine bırakıldılar tozları gitsin diye..(Gerçi toz falan yoktu ama ben huysuz kadın olduğum için, tatlıcıklarım duş almalıydılar)
Sudan usulca nazik bir şekilde çıkartılıp kevgirde süzüldüler ve buzdolabı poşetlerine dolduruldular.(Kullanacağım miktarlarda torbalandılar)
ve buzluğa usulca yatırıldılar.Kırmızı gecelikleriyle soğuk yataklarına uzandılar.
Tatlı tatlı uyusunlar diye yaz uykusuna bırakıldılar.
Uykuya yatırılmadan önce sizler için kırmızı kırmızı poz verdiler.Hoşçakalın dediler ve gittiler.Kışa görüşmek üzere...


Vişnelerim toplandılar,Neler yapıldı neler...
Sırasıyla sizlerle paylaşacağım.
Baldan tatlı şeyler önce saplarından usulca ayrıldılar.Suyun içine bırakıldılar tozları gitsin diye..(Gerçi toz falan yoktu ama ben huysuz kadın olduğum için, tatlıcıklarım duş almalıydılar)
Sudan usulca nazik bir şekilde çıkartılıp kevgirde süzüldüler ve buzdolabı poşetlerine dolduruldular.(Kullanacağım miktarlarda torbalandılar)
ve buzluğa usulca yatırıldılar.Kırmızı gecelikleriyle soğuk yataklarına uzandılar.
Tatlı tatlı uyusunlar diye yaz uykusuna bırakıldılar.
Uykuya yatırılmadan önce sizler için kırmızı kırmızı poz verdiler.Hoşçakalın dediler ve gittiler.Kışa görüşmek üzere...

Perşembe, Temmuz 05, 2007
Doğal vişne suyu...

Çoğu blog susmuşken bende hareket var!!! nedenmi? Eee bahçede meyveler var..
Vişne suyunun hazırını katiyyen içemem.Bana çok ekşili gelir.
Enteresan bir durum evde yapılanı rahatlıkla içebiliyorum.Anlayamadığım bir durum.
Sabahın serinliğinde elimde bahçe merdivenim vişne dalları arasında kayboldum.
Öyle büyümüşlerki anlatamam.Adeta kiraz gibiler.İçleri çok sulu belli!!!
Sabah kahvaltısını vişne suyu ile yapmalıydık.Topladığım vişneleri önce suya tuttum kevgir içinde,sonra da saplarını çıkarıp temizledim. Dallı olanlarını ayıkladım.
Çekirdeklerini çıkartmadan büyük bir tencereye aldım. Soğuk suyunu koydum. Kaynamaya başladılar.İyice kırmızı suyunu saldılar.Kepçe ile suyunu havalandırıp,havalandırıp o hoş rengini seyretmeye doyamıyordum. Ne özlemişim vişneyle birşeyler yapmayı anlatamam. Ben seviyorum böyle yaşamı.Anladımki kocaman bir çiftlikte meyve ağaçları arasında yaşamalıyım.Onları toplayıp toplayıp kurutmalıyım. Reçeller yapmalıyım. Kavanozlara koyup raflara kaldırmalıyım. Geçip karşılarına renk renk kavanozları seyretmeliyim. Suyunu sıkıp doğal içmeliyim. Meyveli kekler, turtalar yapmalım. Dostları burada ağırlamalıyım. Onlara bunları yedirip içirmenin keyfini yaşamalıyım.
Aaaa ben bunları düşünürken vişne suyu olmuştu. Aceleciydim. Hemen olsundu. Ben hülyalara dalarken vakit çabucak geçmiş vişne suyum olmuştu. Ateşin altını kapatıp soğumaya bıraktım. Vişne suyu ılınmıştı. Vişneler suyun dibine oturmuştu. Keyiflerine diyecek yoktu. Onlarda anlaşılan benden memnundu.Gülümsedim onlara.Yavaşça suyunu sürahiye boşaltmaya koyuldum.Onların rahatını bozmadan usulca sürahiyi doldurdum. Hemen soğuması için buzdolabına kaldırdım. Rengi müthişti.Bu tabiatın rengiydi benim için..İçimi yaktı kırmızısı.Bir bardak doldurup içtim. Buz gibiydi.Hiçte ekşi gelmedi.Dolaptan alıp derin kaseye koydum. Biraz su ekledim.Şeker kattım. Bizimkiler şekerli severdi.Karıştırdım.Şekeri iyice erittim.Tekrar bir başka sürahiye alıp soğuttum.İçecek hale geldiğinde üzerine buz doldurdum.
Artık hazırdı.Sofraya gururla sunuldu.Bardak bardak iştahla içildi.Ne zaman toplanıp yapıldı soruları geldi.....Sadece gülümsedim..

Kalan vişne tanelerini kevgirden geçirdim.Ağzı kapalı bir kaba aldım.Atamazdım!!.Belki bir tatlının içinde sevilerek yenirdi kimbilir!!!!..

Çoğu blog susmuşken bende hareket var!!! nedenmi? Eee bahçede meyveler var..
Vişne suyunun hazırını katiyyen içemem.Bana çok ekşili gelir.
Enteresan bir durum evde yapılanı rahatlıkla içebiliyorum.Anlayamadığım bir durum.
Sabahın serinliğinde elimde bahçe merdivenim vişne dalları arasında kayboldum.
Öyle büyümüşlerki anlatamam.Adeta kiraz gibiler.İçleri çok sulu belli!!!
Sabah kahvaltısını vişne suyu ile yapmalıydık.Topladığım vişneleri önce suya tuttum kevgir içinde,sonra da saplarını çıkarıp temizledim. Dallı olanlarını ayıkladım.
Çekirdeklerini çıkartmadan büyük bir tencereye aldım. Soğuk suyunu koydum. Kaynamaya başladılar.İyice kırmızı suyunu saldılar.Kepçe ile suyunu havalandırıp,havalandırıp o hoş rengini seyretmeye doyamıyordum. Ne özlemişim vişneyle birşeyler yapmayı anlatamam. Ben seviyorum böyle yaşamı.Anladımki kocaman bir çiftlikte meyve ağaçları arasında yaşamalıyım.Onları toplayıp toplayıp kurutmalıyım. Reçeller yapmalıyım. Kavanozlara koyup raflara kaldırmalıyım. Geçip karşılarına renk renk kavanozları seyretmeliyim. Suyunu sıkıp doğal içmeliyim. Meyveli kekler, turtalar yapmalım. Dostları burada ağırlamalıyım. Onlara bunları yedirip içirmenin keyfini yaşamalıyım.
Aaaa ben bunları düşünürken vişne suyu olmuştu. Aceleciydim. Hemen olsundu. Ben hülyalara dalarken vakit çabucak geçmiş vişne suyum olmuştu. Ateşin altını kapatıp soğumaya bıraktım. Vişne suyu ılınmıştı. Vişneler suyun dibine oturmuştu. Keyiflerine diyecek yoktu. Onlarda anlaşılan benden memnundu.Gülümsedim onlara.Yavaşça suyunu sürahiye boşaltmaya koyuldum.Onların rahatını bozmadan usulca sürahiyi doldurdum. Hemen soğuması için buzdolabına kaldırdım. Rengi müthişti.Bu tabiatın rengiydi benim için..İçimi yaktı kırmızısı.Bir bardak doldurup içtim. Buz gibiydi.Hiçte ekşi gelmedi.Dolaptan alıp derin kaseye koydum. Biraz su ekledim.Şeker kattım. Bizimkiler şekerli severdi.Karıştırdım.Şekeri iyice erittim.Tekrar bir başka sürahiye alıp soğuttum.İçecek hale geldiğinde üzerine buz doldurdum.
Artık hazırdı.Sofraya gururla sunuldu.Bardak bardak iştahla içildi.Ne zaman toplanıp yapıldı soruları geldi.....Sadece gülümsedim..

Kalan vişne tanelerini kevgirden geçirdim.Ağzı kapalı bir kaba aldım.Atamazdım!!.Belki bir tatlının içinde sevilerek yenirdi kimbilir!!!!..
Pazartesi, Temmuz 02, 2007
VİŞNELİ KARA ORMAN KEKİ....
Şimdi vişne zamanı hadi kek yapalım...
Bahçemdeki vişnelerin iyice olğunlaştığını görmek beni hayli keyiflendirmişti.
Yerimde duramıyordum,Hasad başlamalıydı.Hemen topladım.

Uzun zamandır yapmayı düşündüğüm kara orman kekini hatırladım.Taze vişneyle ne güzel olurdu.Birde kendi mahsulüm olunca tadı yemelere doyulmazdı.Hem akşam üstü gelecek ağır misafirim anne'çiğime hazırlamalıydım.Tariflerimin olduğu kara kaplı(Benim eski vefalı anılarda kalan tatlar) defterimi açtım.(Herzaman imdadıma yetişen defterim benim)Sana hamur işleri kitabından aldığım tarifi uygulamaya başladım.Aynı tarife lezzet derğisinde de rastlamıştım.Benim tarifim biraz daha değişik.

Malzemeler.
*3.5 su bardağı un.
*1 aida çay bardağı süt
* 1 aida çay bardağı yoğurt
1,5 su bardağı toz şeker
125 gr eritilmiş soğutulmuş sana(Bir büyük sananın yarısı)
1/2 su bardağı zeytinyağ.
1 paket çikolata
4 yumurta
1 paket kabartma tozu
1 çay kaşıgı tarçın
1/2 çay kaşığı zencefil
1 tutam tuz.
2 paket şekerli vanilya
1 paket ülker kakao ..(3 kaşık).(Ülkerin 25 gr.lık poşeti)
Üzerini süslemek için pudra şekeri.(Ben dekor şekeri kullandım)
Bir kase çekirdekleri çıkarılmış vişne.
Kekin yanında yemeniz için sade dondurma..
Ayrıca 26 cm ortası delik kek kalıbı(Ben yeni aldığım zenker kek kalıbımı kullandım)
Yumurta ve diğer malzemeler oda sıcaklığında olmalı..
*Yumurtaları,şekeri bir kaba alıp mikser yardımı ile krema haline getiriyorsunuz.İçine sana ve zeytinyaĞını koyup mikserle çırpmaya devam ediyorsunuz.Sütü,yoğurdu ilave ederek karıştırıyorsunuz.
Ayrı bir kapta tüm unlu malzemeleri elekten geçirip karıştırıyorsunuz.(Kakao dahil).Ben kakaoyu fazla yoğun koymadım.Evdekilerin isteği üzerine.(Siz yoğun kakaolu seviyorsanız tarifte 5 kaşık kaka0 diyor.)Kekin hamuru tarçın renginde oldu.Fazla kakao kullanmadığım için.Ama kek piştiğinde rengi kakao rengindeydi.Bu arada fırını yakıyorsunuz.Fırın ısısı 180 derece olmalı . Kek 40 dakikada pişiyor.

(Dip not:lezzetli ve güzel olan kekin üstü çatlar)
Kuru malzemelerı,krema haline getirdiğimiz malzemelerle karıştırıyorsunuz.Fazla kariştirmayalım.Artık bu aşamada tahta kaşık kullanıyoruz.Üzerine çikolata rendeliyoruz.Hamura karışmasını sağlıyoruz.Temizlediğimiz, çekirdeğini çıkarttığımız vişneleri kekin üzerine yayıyoruz.Biraz basırıp hamurun içine girmesini sağlıyoruz.
Fırına veriyoruz.Kekin pişip pişmediğini anlamak için ben bıçak batırırım.Bıçağa hamur yapışmaz ise kek pişmiştir.Kekiniz fırındayken hiç açmayın,kek sönmesin.İnanın bu kek tam 40 dakikada oluyor.Fırını ayarladım ve hiç bakma ihtiyacı bile hissetmedim.(Kek 40 dakikada yanmaz.Bu düşünceyle hareket ettim)

Fırından çıkarttığım kekimi 10 dakika soğuttum.kekinizi sıcakken kalıptan çıkartırsanız kek parçalanıyor.Soğuyan kekimi kalıbı ters çevirerek servis tabağına aldım.Vişneler dibe inmiş,çok hoş bir görüntü oluşmuştu.

Hep kakaolu pastalara çikolata-kakao-vişne. üçlüsü çok yakışır.Kara orman kekini yapmayı bana düşündürende bu olmuştu.
Hiç yanılmamışım rende çıkolata ve vişne ağızda nefis bir tat bırakıyor.
Mutlaka denemenizi öneririrm.
Biraz uğraştırıyor olsada,biz hanımlara bu hiçte zor değil ..Kek dendiğinde aklıma ilk gelen vişneli bu karaorman keki olacak..İyikide yapmışım anneciğim bayıla bayıla yedi,Yaptığın kekler içinde en nefislerinden biriydi dedi.

Soğuduktan sonra üzerine dekor şekeri serptim.Sıcakken serperseniz şeker eriyor..
Keki çok sevdiğimi artık öğrendiniz sanırım.Kek canavarıyım ben..
Sizlere söz vermiştim bende anısı olan ,iz bırakan kekleri (karakaplı defterden) anlatacak yazacaktım..Devam ediyorum bende yapmaya,yayınlamaya,sizlerle paylaşmaya...

Şimdi vişne zamanı hadi kek yapalım...
Bahçemdeki vişnelerin iyice olğunlaştığını görmek beni hayli keyiflendirmişti.
Yerimde duramıyordum,Hasad başlamalıydı.Hemen topladım.

Uzun zamandır yapmayı düşündüğüm kara orman kekini hatırladım.Taze vişneyle ne güzel olurdu.Birde kendi mahsulüm olunca tadı yemelere doyulmazdı.Hem akşam üstü gelecek ağır misafirim anne'çiğime hazırlamalıydım.Tariflerimin olduğu kara kaplı(Benim eski vefalı anılarda kalan tatlar) defterimi açtım.(Herzaman imdadıma yetişen defterim benim)Sana hamur işleri kitabından aldığım tarifi uygulamaya başladım.Aynı tarife lezzet derğisinde de rastlamıştım.Benim tarifim biraz daha değişik.

Malzemeler.
*3.5 su bardağı un.
*1 aida çay bardağı süt
* 1 aida çay bardağı yoğurt
1,5 su bardağı toz şeker
125 gr eritilmiş soğutulmuş sana(Bir büyük sananın yarısı)
1/2 su bardağı zeytinyağ.
1 paket çikolata
4 yumurta
1 paket kabartma tozu
1 çay kaşıgı tarçın
1/2 çay kaşığı zencefil
1 tutam tuz.
2 paket şekerli vanilya
1 paket ülker kakao ..(3 kaşık).(Ülkerin 25 gr.lık poşeti)
Üzerini süslemek için pudra şekeri.(Ben dekor şekeri kullandım)
Bir kase çekirdekleri çıkarılmış vişne.
Kekin yanında yemeniz için sade dondurma..
Ayrıca 26 cm ortası delik kek kalıbı(Ben yeni aldığım zenker kek kalıbımı kullandım)
Yumurta ve diğer malzemeler oda sıcaklığında olmalı..
*Yumurtaları,şekeri bir kaba alıp mikser yardımı ile krema haline getiriyorsunuz.İçine sana ve zeytinyaĞını koyup mikserle çırpmaya devam ediyorsunuz.Sütü,yoğurdu ilave ederek karıştırıyorsunuz.
Ayrı bir kapta tüm unlu malzemeleri elekten geçirip karıştırıyorsunuz.(Kakao dahil).Ben kakaoyu fazla yoğun koymadım.Evdekilerin isteği üzerine.(Siz yoğun kakaolu seviyorsanız tarifte 5 kaşık kaka0 diyor.)Kekin hamuru tarçın renginde oldu.Fazla kakao kullanmadığım için.Ama kek piştiğinde rengi kakao rengindeydi.Bu arada fırını yakıyorsunuz.Fırın ısısı 180 derece olmalı . Kek 40 dakikada pişiyor.

(Dip not:lezzetli ve güzel olan kekin üstü çatlar)
Kuru malzemelerı,krema haline getirdiğimiz malzemelerle karıştırıyorsunuz.Fazla kariştirmayalım.Artık bu aşamada tahta kaşık kullanıyoruz.Üzerine çikolata rendeliyoruz.Hamura karışmasını sağlıyoruz.Temizlediğimiz, çekirdeğini çıkarttığımız vişneleri kekin üzerine yayıyoruz.Biraz basırıp hamurun içine girmesini sağlıyoruz.
Fırına veriyoruz.Kekin pişip pişmediğini anlamak için ben bıçak batırırım.Bıçağa hamur yapışmaz ise kek pişmiştir.Kekiniz fırındayken hiç açmayın,kek sönmesin.İnanın bu kek tam 40 dakikada oluyor.Fırını ayarladım ve hiç bakma ihtiyacı bile hissetmedim.(Kek 40 dakikada yanmaz.Bu düşünceyle hareket ettim)

Fırından çıkarttığım kekimi 10 dakika soğuttum.kekinizi sıcakken kalıptan çıkartırsanız kek parçalanıyor.Soğuyan kekimi kalıbı ters çevirerek servis tabağına aldım.Vişneler dibe inmiş,çok hoş bir görüntü oluşmuştu.

Hep kakaolu pastalara çikolata-kakao-vişne. üçlüsü çok yakışır.Kara orman kekini yapmayı bana düşündürende bu olmuştu.
Hiç yanılmamışım rende çıkolata ve vişne ağızda nefis bir tat bırakıyor.
Mutlaka denemenizi öneririrm.
Biraz uğraştırıyor olsada,biz hanımlara bu hiçte zor değil ..Kek dendiğinde aklıma ilk gelen vişneli bu karaorman keki olacak..İyikide yapmışım anneciğim bayıla bayıla yedi,Yaptığın kekler içinde en nefislerinden biriydi dedi.

Soğuduktan sonra üzerine dekor şekeri serptim.Sıcakken serperseniz şeker eriyor..
Keki çok sevdiğimi artık öğrendiniz sanırım.Kek canavarıyım ben..
Sizlere söz vermiştim bende anısı olan ,iz bırakan kekleri (karakaplı defterden) anlatacak yazacaktım..Devam ediyorum bende yapmaya,yayınlamaya,sizlerle paylaşmaya...
Çarşamba, Haziran 27, 2007
BİR ÇEŞİT GÖÇMEN YEMEĞİ....(Ekşimikli biber)

Pazar sabahları yapmasını ve yemesini çok sevdiğim bir kahvaltı çeşidinden bahsedeceğim.Oğlum ve eşim çok severek yerler.Daha çok köy biberinin çıktığı aylarda yaparım.Her biberle olur.Benim tercihim köy biberi.Aslı lor peyniri(ekşimik) kullanılarak yapılıyor.İnanın çok beğeneceksiniz.Şu sıralar tamda zamanı.Lezzetine doyamıyacağınızı düşünüyorum.Hala'cığım çok yapardı.Allah rahmet etsin.Bu çeşninin adını hatırlıyamıyorum.Ben "PEYNİRLİ BİBER" diyorum.

İstediğiniz kadar biberi yıkıyor ve doğruyorsunuz.Tavaya zeytinyağ döküp biberleri koyuyor ve kavurmaya başlıyorsunuz.Biraz sıcak su ilavesi yapmak gerekiyor.
Biberler pişince peynir ilave ediliyor.Lor (ekşimik) konur içine trakyada.(Tekirdağ'da)Baba tarafım göçmen olduğu için onlara mahsus olan bir lezzet.Ben hellimle yapıyorum.Çok nefis oluyor.Kestigim hellimlerle tüm biberlerin üzerini kapatıyorum.Hellim iyice eriyor,suyunu çekiyor.Ateşten alıp sıcak olarak kahvaltı masasına getiriyorum.Demli bir çay ve sıcacık ev yapımı ekmeğin yanında harıka oluyor.Yazlığımda hemen hemen her sabah eşimin isteği üzerine yapılır.
Geçen sene didim pazarından keçi peyniri almıştım.Onunla da denedim yazlıkta.
Bu tür peynirle de harika oluyor.
Afiyet olsun yapacaklara....
dip not:
Trakyada acı küçük bibere çuşka denir.
çuşka biberi ekşimikle yaparlar.

Pazar sabahları yapmasını ve yemesini çok sevdiğim bir kahvaltı çeşidinden bahsedeceğim.Oğlum ve eşim çok severek yerler.Daha çok köy biberinin çıktığı aylarda yaparım.Her biberle olur.Benim tercihim köy biberi.Aslı lor peyniri(ekşimik) kullanılarak yapılıyor.İnanın çok beğeneceksiniz.Şu sıralar tamda zamanı.Lezzetine doyamıyacağınızı düşünüyorum.Hala'cığım çok yapardı.Allah rahmet etsin.Bu çeşninin adını hatırlıyamıyorum.Ben "PEYNİRLİ BİBER" diyorum.

İstediğiniz kadar biberi yıkıyor ve doğruyorsunuz.Tavaya zeytinyağ döküp biberleri koyuyor ve kavurmaya başlıyorsunuz.Biraz sıcak su ilavesi yapmak gerekiyor.
Biberler pişince peynir ilave ediliyor.Lor (ekşimik) konur içine trakyada.(Tekirdağ'da)Baba tarafım göçmen olduğu için onlara mahsus olan bir lezzet.Ben hellimle yapıyorum.Çok nefis oluyor.Kestigim hellimlerle tüm biberlerin üzerini kapatıyorum.Hellim iyice eriyor,suyunu çekiyor.Ateşten alıp sıcak olarak kahvaltı masasına getiriyorum.Demli bir çay ve sıcacık ev yapımı ekmeğin yanında harıka oluyor.Yazlığımda hemen hemen her sabah eşimin isteği üzerine yapılır.
Geçen sene didim pazarından keçi peyniri almıştım.Onunla da denedim yazlıkta.
Bu tür peynirle de harika oluyor.
Afiyet olsun yapacaklara....
dip not:
Trakyada acı küçük bibere çuşka denir.
çuşka biberi ekşimikle yaparlar.
Cuma, Haziran 22, 2007
Perşembe, Haziran 21, 2007
BAHÇEM UĞURLARKEN BENİ...Hepsi huzur içinde...
Ben oksijen peşinde..Güzel çamlarım oksijen üretiminde..

Çiçeğim sabah güneşinde...

Kedi'ciğim yeşillikler içinde...

Sümüklüböceğim köşesinde...

Kozalaklarım buram buram çam kokulu...
Kozalaklarım yığın yığın..

Asmam dallı budaklı...

Uğur böceğim kırmızı...

Vişnem yeşil yeşil...

Güller buğulu...
Ben oksijen peşinde..Güzel çamlarım oksijen üretiminde..

Çiçeğim sabah güneşinde...

Kedi'ciğim yeşillikler içinde...

Sümüklüböceğim köşesinde...

Kozalaklarım buram buram çam kokulu...

Kozalaklarım yığın yığın..

Asmam dallı budaklı...

Uğur böceğim kırmızı...

Vişnem yeşil yeşil...

Güller buğulu...
GÖZLEME OLURDA YENMEZMİ?...DİYET GÖZLEME..

Dün gözleme günümdü!!Diyeceksinizki hep hamur var.Bu sıralar böyle denk düşüyor.İnanın gayret sarfetmiyorum .Bu gözlemelerimin içinde yağ yok. Tam diyetlik.Akşamüstü eve erkenden dönünce çok sevdiğim komşum beni çok özlediğini gelmek istediğini söyledi.Yorgun olsamda beni seven,beni görmek isteyen arkadaşlarıma hayır asla diyemem.Sigara böreği için aldığım yufkaların bir kısmını peynirli- otlu gözleme için kullandım.Bilirsiniz ama ben genede yazmadan geçmeyeyim.Beyaz peyniri çatalla ezdim. İçine bol maydanoz,dere otu ve yeşil soğan doğradım.Yani uyduruk!!Severim evde olanları değerlendirerek çıkacak lezzetleri.En çokta böyle elde edilen tatlara hastayımdır.Teflon tavada hiç yağ koymadan,kısık ateşte iki yüzünü çevirerek pişirdim.Afiyetle yedik.Arkadaşım çok beğendi.Bende!!.. İnanın yağsız piştiği için içine de yağ koymadığım için oldukça hafifti.Vallahi şimdi olsa hayır diyemem yerim.Fotoğrafa bakınca mis gibi kokusu burnuma geldi.

Ama durun daha bitmedi...
SİGARA BÖREĞİNE HAYIR DİYEBİLİRMİYİZ?!!!

Aslında sigara böreği için alınmıştı yufkalar.Kalan yufkalardan oğluşa çabucak yapıldılar.Nasıl olsa iç artmıştı.O da severek yedi.Yanında ayranla.Herkesin gönlü hoş tutuldu anlayacağınız.Oğluş siğara böreğine hayır diyemez.Önceden sarar buzluğa koyarım.Oradan alıp,benim olmadığım zamanlarda kızartıp yer.Benim içinde pratik bir çözüm bu aslında.Aniden gelen misafirlerim içinde beni yormayan bir durum.

Dün gözleme günümdü!!Diyeceksinizki hep hamur var.Bu sıralar böyle denk düşüyor.İnanın gayret sarfetmiyorum .Bu gözlemelerimin içinde yağ yok. Tam diyetlik.Akşamüstü eve erkenden dönünce çok sevdiğim komşum beni çok özlediğini gelmek istediğini söyledi.Yorgun olsamda beni seven,beni görmek isteyen arkadaşlarıma hayır asla diyemem.Sigara böreği için aldığım yufkaların bir kısmını peynirli- otlu gözleme için kullandım.Bilirsiniz ama ben genede yazmadan geçmeyeyim.Beyaz peyniri çatalla ezdim. İçine bol maydanoz,dere otu ve yeşil soğan doğradım.Yani uyduruk!!Severim evde olanları değerlendirerek çıkacak lezzetleri.En çokta böyle elde edilen tatlara hastayımdır.Teflon tavada hiç yağ koymadan,kısık ateşte iki yüzünü çevirerek pişirdim.Afiyetle yedik.Arkadaşım çok beğendi.Bende!!.. İnanın yağsız piştiği için içine de yağ koymadığım için oldukça hafifti.Vallahi şimdi olsa hayır diyemem yerim.Fotoğrafa bakınca mis gibi kokusu burnuma geldi.

Ama durun daha bitmedi...
SİGARA BÖREĞİNE HAYIR DİYEBİLİRMİYİZ?!!!

Aslında sigara böreği için alınmıştı yufkalar.Kalan yufkalardan oğluşa çabucak yapıldılar.Nasıl olsa iç artmıştı.O da severek yedi.Yanında ayranla.Herkesin gönlü hoş tutuldu anlayacağınız.Oğluş siğara böreğine hayır diyemez.Önceden sarar buzluğa koyarım.Oradan alıp,benim olmadığım zamanlarda kızartıp yer.Benim içinde pratik bir çözüm bu aslında.Aniden gelen misafirlerim içinde beni yormayan bir durum.
Pazartesi, Haziran 18, 2007
BENDE HATIRASI OLAN KEKLERE DEVAM....
KAYISILI KEK..

GÖZDE KEK...
Anı keklere devam etmekteyim.Sanki görev edindim.
Kara kaplı defterimi açıp arkadaşlarımın keklerini görünce her hafta kek yapmaya başladım.Şimdiki kekim eşimin sekreteri Gözdenin keki.Sağolsun pazar günleri yapar.Pazartesi işe getirirdi.Pazartesi sabahları Gözdenin keki ile şirkette kahvaltı yapılırdı.10 yıl öncesine ait bir kek.Çok severek sıkça yapardım.Yuvarlak tepside yapılan bu kekin üzerine bahçemden topladığım kayısıları koyardım.Yiyenler hep çok sevdiler.Kayısı zamanı yaptığım bir kekti.Şimdi kayısı mevsimi. Mevsime uygun bir kek olacağını düşündüm.Uzunca bir süredir kek yapmıyorum,Sevdiğim kayısılı keki de yapamamıştım. Bu sıralar her hafta bir kek pişiyor evde. Malumunuz.Yapıp yapıp sayfamda da yayınlıyorum.Bizimkiler özlemişler keklerimi.Bu sıralar Onlara kek dayanmıyor.))

1,5 su bardağı sıvı yağı,1 su bardağı şekerle çırptım.şeker iyice eridi.4 yumurtayı teker teker ilave ettim.Mikserde çırpmaya devam ederek 1 bardak sütü ekledim.3 bardak unu kaşık kaşık eleyerek sıvı karışıma ilave ettim.1 paket vanilya,1 paket kabartma tozu,ceviz içi,fındık arzuya göre konabilir.1 limonun kabuğunu rendenin ince tarafıyla içine rendeledim.Küçük küçük dogranmış kayısı ilave edilir.Tahta kaşık kullanmadan mikserle sürekli karıştırdım.Kek hamuru pürüzsüz homojen bir hal aldı.Bu kek tam bir MİKSER keki denebilir.Kare bor cam tepsisine göre ölçüleri.Ben yeni aldığım kalıpları denediğim için,yaptığım tüm keklerim yeni kalıplara uyarlanıyor.

Ben yukarda gördügünüz gibi 26 cm lik kalıba kek hamurunu döktüm ve 200 dereceye ayarladıgım mini fırınımın alt gözüne kalıbı yerleştirdim.İlk 10 dakıka geçtikten sonra fırın ısısını 170 dereceye düşürdüm.Çok güzel kabaran bir kek bu.Tadı harika tavsiye ederim.Mutlaka taze kayısı ile yapın , tadı daha da güzel oluyor.Afiyet bal şeker olsun..İçinde bal gibi kayısı var çünki.(Laf aramızda ben kayısıları bir kenarda unutuvermişim.!!!Siz bunu bilmeyin))Gözde'ciğim kulakların çınlasın.Seni bu vesileyle anmış oldum.Kimbilir nerelerdesin?.Umarım iyisindir..
KAYISILI KEK..

GÖZDE KEK...
Anı keklere devam etmekteyim.Sanki görev edindim.
Kara kaplı defterimi açıp arkadaşlarımın keklerini görünce her hafta kek yapmaya başladım.Şimdiki kekim eşimin sekreteri Gözdenin keki.Sağolsun pazar günleri yapar.Pazartesi işe getirirdi.Pazartesi sabahları Gözdenin keki ile şirkette kahvaltı yapılırdı.10 yıl öncesine ait bir kek.Çok severek sıkça yapardım.Yuvarlak tepside yapılan bu kekin üzerine bahçemden topladığım kayısıları koyardım.Yiyenler hep çok sevdiler.Kayısı zamanı yaptığım bir kekti.Şimdi kayısı mevsimi. Mevsime uygun bir kek olacağını düşündüm.Uzunca bir süredir kek yapmıyorum,Sevdiğim kayısılı keki de yapamamıştım. Bu sıralar her hafta bir kek pişiyor evde. Malumunuz.Yapıp yapıp sayfamda da yayınlıyorum.Bizimkiler özlemişler keklerimi.Bu sıralar Onlara kek dayanmıyor.))

1,5 su bardağı sıvı yağı,1 su bardağı şekerle çırptım.şeker iyice eridi.4 yumurtayı teker teker ilave ettim.Mikserde çırpmaya devam ederek 1 bardak sütü ekledim.3 bardak unu kaşık kaşık eleyerek sıvı karışıma ilave ettim.1 paket vanilya,1 paket kabartma tozu,ceviz içi,fındık arzuya göre konabilir.1 limonun kabuğunu rendenin ince tarafıyla içine rendeledim.Küçük küçük dogranmış kayısı ilave edilir.Tahta kaşık kullanmadan mikserle sürekli karıştırdım.Kek hamuru pürüzsüz homojen bir hal aldı.Bu kek tam bir MİKSER keki denebilir.Kare bor cam tepsisine göre ölçüleri.Ben yeni aldığım kalıpları denediğim için,yaptığım tüm keklerim yeni kalıplara uyarlanıyor.

Ben yukarda gördügünüz gibi 26 cm lik kalıba kek hamurunu döktüm ve 200 dereceye ayarladıgım mini fırınımın alt gözüne kalıbı yerleştirdim.İlk 10 dakıka geçtikten sonra fırın ısısını 170 dereceye düşürdüm.Çok güzel kabaran bir kek bu.Tadı harika tavsiye ederim.Mutlaka taze kayısı ile yapın , tadı daha da güzel oluyor.Afiyet bal şeker olsun..İçinde bal gibi kayısı var çünki.(Laf aramızda ben kayısıları bir kenarda unutuvermişim.!!!Siz bunu bilmeyin))Gözde'ciğim kulakların çınlasın.Seni bu vesileyle anmış oldum.Kimbilir nerelerdesin?.Umarım iyisindir..
Salı, Haziran 12, 2007
Bir gün..



Sizlerle duygumu paylaşmak istedim. Sevgilerimi gönderiyorum bloguma gelen ve bu vesile ile tanıştığım dostlarıma. Bahçemde açan bu beyaz karanfiller ve güllerim sizler için..Burada olmaktan çok mutluyum sevgili dostlar.Değerli yorumlarınızla bana destek oldunuz.İyiki varsınız. Hepiniz sağolun varolun.Ayrı ayrı teşekkür ediyorum beni destekleyen arkadaşlarıma.



Sizlerle duygumu paylaşmak istedim. Sevgilerimi gönderiyorum bloguma gelen ve bu vesile ile tanıştığım dostlarıma. Bahçemde açan bu beyaz karanfiller ve güllerim sizler için..Burada olmaktan çok mutluyum sevgili dostlar.Değerli yorumlarınızla bana destek oldunuz.İyiki varsınız. Hepiniz sağolun varolun.Ayrı ayrı teşekkür ediyorum beni destekleyen arkadaşlarıma.
Cuma, Haziran 08, 2007
KEK TENCERESİNDE ANNE KEKİ

Bu kek anneme ait.(Sevgili anneciğim kulakların çınlasın). Kek denildiğinde hep yapılırdı bizim evde.Yıllar geçti ama annemin el lezzetini ben hala tutturamadığımı düşünürüm.Annem bu keki o zamanlar kek tencereleri vardı onda yapar ateşte pişirirdi.Kek tenceresinin kapak kısmının altında delikler vardı.kek ilk 15 dk.pişer sonra hatırladığım kadarıyla annem o delikleri kapagı çevirerek açardı.Kek pişince de tencereyi ıslak bir örtünün veya mutfak havlusunun üzerine oturturdu.Kek tenceren de ılınınca kolaylıkla çıkması için bu yöntemi uygulardık.Lise yıllarımdan kalma bir kek tarifi bu.Okuldan gelince mis gibi evi kek kokusu sarmış halde bulurdum.Mutlaka annemin gene günü var derdim.Annem şip şak yapıverirdi bu anne kekini.

Ben keki kek tenceresinde pişirmedim ama o günleri hatırladım şimdi yazarken.Hemen bir dilim aldım çayımla beraber bu nefis kekin tarifini sizlerle paylaşmaya başladım.Mutlaka hemen hemen tüm kekler aşağı yukarı birbirine benziyor.her kadının hayatında annesinin keki mutlaka vardır.kekimi yerken, çayımı yudumlarken bu kekin kokusu tadı beni aldı eskilere götürdü.Ben şu an o yıllarda masa başında ders çalışıyorum.Canım anneciğimde kapıdan bana sesleniyor!!
-Neriman bir dilim daha istermisin.?
-Evet anne getirirsen yerim..(Ne tembelmişim!!!Kendim almıyorum bakarmısınız!!)
Şİmdi tarifine geçiyorum.
1 su bardağı yoğurt(Ben süt kullandım)
1.5 su bardağı şeker
3 su bardağı un
4 yumurta
Bir küçük margarin. genelde sana olurdu(Bazende 1 bardak ayçiçek yağı koyardı)
1 kahve kaşığı karbonat(Ben 1 paket kabartma tozu kullandım)
1 limon kabuğu rendesi
yarım limonun suyu(Karbonat kullanacaksanız )
1 paket vanilya,2 kaşık kakao
Yumurta ile seker çırpılır tahta kaşıkla,o zamanlar böyleydi.mikser yoktu.Yağ etitilir ılıtılır(Ben 1 bardak zeytinyağ koydum.ama sanada nefis oluyor belirteyim) ve yumurtalı karısıma ılave olunur.Süt konur.sırasıyla un elenir kasık kasık keke ilave edılır.kabartma tozu,limon suyu limon kabuğu rendesi konur.Hep kaşıkla karıştırılır. Hamurdan 5-6 kaşık ayrılır. Bu kısma da kakao eklenir. Kek tenceresi yağlanır unlanır hamur boşaltılır .Kakaolu hamur en üste dökülür ve bıçakla üstü derince karıştırılır.Kısık ateşe kek oturtulurdu.Ben bu keki yeni aldığım mehtap marka ortası delik kek kalıbında pişirdim.Annemden kek tenceresini almıştım.Ama depoda olduğu için tembellik yaptım çıkartamadım.Bu keki Keşke kek tenceresinde pişirseydim diyorum.Daha nostaljik olurdu.Bu kadar anıyı hatırlamışken keşke!!!

Bu kek anneme ait.(Sevgili anneciğim kulakların çınlasın). Kek denildiğinde hep yapılırdı bizim evde.Yıllar geçti ama annemin el lezzetini ben hala tutturamadığımı düşünürüm.Annem bu keki o zamanlar kek tencereleri vardı onda yapar ateşte pişirirdi.Kek tenceresinin kapak kısmının altında delikler vardı.kek ilk 15 dk.pişer sonra hatırladığım kadarıyla annem o delikleri kapagı çevirerek açardı.Kek pişince de tencereyi ıslak bir örtünün veya mutfak havlusunun üzerine oturturdu.Kek tenceren de ılınınca kolaylıkla çıkması için bu yöntemi uygulardık.Lise yıllarımdan kalma bir kek tarifi bu.Okuldan gelince mis gibi evi kek kokusu sarmış halde bulurdum.Mutlaka annemin gene günü var derdim.Annem şip şak yapıverirdi bu anne kekini.

Ben keki kek tenceresinde pişirmedim ama o günleri hatırladım şimdi yazarken.Hemen bir dilim aldım çayımla beraber bu nefis kekin tarifini sizlerle paylaşmaya başladım.Mutlaka hemen hemen tüm kekler aşağı yukarı birbirine benziyor.her kadının hayatında annesinin keki mutlaka vardır.kekimi yerken, çayımı yudumlarken bu kekin kokusu tadı beni aldı eskilere götürdü.Ben şu an o yıllarda masa başında ders çalışıyorum.Canım anneciğimde kapıdan bana sesleniyor!!
-Neriman bir dilim daha istermisin.?
-Evet anne getirirsen yerim..(Ne tembelmişim!!!Kendim almıyorum bakarmısınız!!)
Şİmdi tarifine geçiyorum.
1 su bardağı yoğurt(Ben süt kullandım)
1.5 su bardağı şeker
3 su bardağı un
4 yumurta
Bir küçük margarin. genelde sana olurdu(Bazende 1 bardak ayçiçek yağı koyardı)
1 kahve kaşığı karbonat(Ben 1 paket kabartma tozu kullandım)
1 limon kabuğu rendesi
yarım limonun suyu(Karbonat kullanacaksanız )
1 paket vanilya,2 kaşık kakao
Yumurta ile seker çırpılır tahta kaşıkla,o zamanlar böyleydi.mikser yoktu.Yağ etitilir ılıtılır(Ben 1 bardak zeytinyağ koydum.ama sanada nefis oluyor belirteyim) ve yumurtalı karısıma ılave olunur.Süt konur.sırasıyla un elenir kasık kasık keke ilave edılır.kabartma tozu,limon suyu limon kabuğu rendesi konur.Hep kaşıkla karıştırılır. Hamurdan 5-6 kaşık ayrılır. Bu kısma da kakao eklenir. Kek tenceresi yağlanır unlanır hamur boşaltılır .Kakaolu hamur en üste dökülür ve bıçakla üstü derince karıştırılır.Kısık ateşe kek oturtulurdu.Ben bu keki yeni aldığım mehtap marka ortası delik kek kalıbında pişirdim.Annemden kek tenceresini almıştım.Ama depoda olduğu için tembellik yaptım çıkartamadım.Bu keki Keşke kek tenceresinde pişirseydim diyorum.Daha nostaljik olurdu.Bu kadar anıyı hatırlamışken keşke!!!
Perşembe, Haziran 07, 2007


FIRINDA ISPANAKLI SUFLE
Şimdiki tarifim Oğul'cuğumun işaret ettiği sufle.(Canımcım yardımın için teşekkürler.İşaret ettiğin gibi, bende yayınladım))).....
Ispanaklı böreği çok severiz.Sık sık yapmama rağmen bu sefer suflesini yapmak istedim.Değişik olsun hem de malum rejim var.Sıcaklar başladı hamur işleri ağır oluyor.Ispanak denince "ıspanaklı kol böreği"ni anımsarım hep nedense!!Belki annemin en çok sevdiği börek oluşu vede çocukken sık sık yapmasıyla ilgilidir diye düşünüyorum.Babam ramazan aylarında annemden kol böreğini sık sık yapmasını isterdi.Anneciğimde hiç üşenmeden hamurunu kendi hazırlar nefis böreğini yapardı.Sabah sabah okula giden kardeşlerim ve ben çayla böreği yer öyle evden çıkardık.O zamanlar sabah sabah börekte yenilebiliyormuş demekki!! kilo alıcam derdi diye birşey yoktu.Hatırlıyorum da Annemde de böyle bir düşünce yoktu.Ama ben hala sabah kahvaltısında böreğe hayır diyemem.Annemin o lezzetli böreklerini yapmaya devam edeceğim.Sizlerle de paylaşmaya devam....
Şimdi bu hafif sufleyi yazayım.Bu tarif gazetedeki köşesinden aldığım Ayşe Tüter hanımefendiye ait.
Yarım kilo ıspanak yıkanıp doğranacak
2 yumurta çırpılmış
1 su bardağı yoğurt
1 fincan zeytinyağ
Bol kaşar rendelenecek.
1 çay kaşığından az kabartma tozu
1 çorba kaşığı su
1 adet soğan çintilmiş.
(İsterseniz 1 adet yufkayı didikleyip, 1 bardak sütte konabilir)
Tencereye yağı koyup içine soğanı ekliyoruz kavurmaya başlıyoruz.Ispanakları da ilave edip kavuruyoruz.Ateşten alıp ılıtıyoruz.Bir kapta yumurtayı kırıp diger malzemelerin hepsini ilave ediyoruz.karıştırıp,ıspanaklı harça katıyoruz.İçine konan kaşardan üzerinede bolca serpip servitede kullanılar tepsiye döküp yayıyoruz.Fırınlıyoruz.Üzeri pişince içide pişiyor. Benim yaptığım gibi sıcak sıcak masaya getiriyor,afiyetle bir güzel yiyoruz...
Çarşamba, Haziran 06, 2007

ZEYTİNYAĞINDA KUZU
Eşim ve oğlum eti çok seviyorlar.Sebze yemeği yapıldığında pekte mutlu olmayan bir yüz ifadesiyle yiyorlar.Bu beni üzüyor ama onları memnun etmek adına sıkça etin her çeşidini yapıyorum.(Oğlum sebze yemeği yediğinde doymadığını ifade ediyor.)Sizde bilirsiniz muhakkak
Et yanında patates kızartması ve yeşilliklerden yapılmış salata ile çok uyumlu oluyor.Akşam eve biraz geciktim,yemek için onlara ne yapacağım ? düşüncesiyle kapıyı açtığımda,baba-oğul onları mutfakta et ve patates kızartırken buldum.Salata ise yapılmış, sofra kurulmuştu.Çokta memnun olmuştum.Hazıra konmuştum.Eşim kuzu etini kare kare kesmiş,yıkamış, suyu süzülen eti zeytinyağını koyduğu teflon tavaya koydu.Etleri çok pişirmeden iki tarafını alt üst etti.Etler pamuk gibi oldular.Servis tabağına alınan etlerin üzerine tuz serpti.Ben kendi tabağımdaki etlerin üzerine kekik serptim.Acıkmış olmam vede hazırca önüme gelmesindenmidir nedir, aldırmayarak kızarmış patatesleri de tükettim.Çok keyifli bir yemekti.Ara-sıra eşler ve çocuklar mutfağa diyorum!!!
Salı, Haziran 05, 2007
PRATİK PİZZA
oğlum epeydir pizza yapmadığımı özlediğini söyledi.Eşimde bu duyguya katılınca berabercek mutfağa girdik.2 paket bazlama vardı evde.(Yani dört adet bazlama yapıyor)Piza hamurunu yapacak vakit yok.Herkez korkunç acıkmış.Hemen çayı koydum ve içini hazırlamaya başladık.
Kişi başı birer bazlama düşüyordu .Bazlamaları 2 ye böldüm.Ayrıca ortadan ikiye ayırdım.Bir bazlamadan 4 adet piza çıkacak gibi düşünün.(Yani 16 adet yarım bazlama dilimi çıktı)Bu 3 kişiye fazla gelebilir ama o sırada misafirlerimizde gelince bize anca yetti.Büyük bir kaseye 10-12 adet sosisi ve yarım kangal suçuğu küçük küçük doğradım (kaşığa gelecek gibi).Salamıda aynı şekilde doğradım.Kaşar peynirini küçük küçük küpler halinde kestim.4-5 adet yumurtayı bir kasede çırpıp sosislerin üzerine döktüm.İnce ince 1 demet dere otunu kesip ekledim.Zeytinyağ döküp iyice karıştırdım.Bazlamaları fırın tepsisine ve ızgarasına dizdim.Bazlamaların üzerine kaşıkla karışımdan alıp bolca yerleştirdim.180 dereceye ayarladığım fırına koydum.30 dakıkada piştiler.Onlar pişince ayrıca peynirli hazırladım.Beyaz peynir,yumurta,zeytinyağ,dere otu çintilmiş,hepsini karıştırıp pazlamaların üzerine yine bolca döküp fırınladım.çıkmasına yakın bahçemdeki naneden aldığım yaprakları yıkayıp ufak ufak peynirlerin üzerine serptim tekrar 5 dk.daha fırında tutup tepsiyi çıkarttım.İnanın çayın yanında pizadan farkı olmayan bu tarifi doyasıya beğenerek yedik.Denemenizi isterim.Bazen pratik şeylere kaçıyorum zamansızlıktan ama iyide oluyor.Farklı şeyler ortaya çıkıyor.
SIR KEK!!! (Safiye teyzenin anısına yayınlanmıştır.)
Bir gün sonra SIR KEKİM neredeyse tükenmek üzereyken tekrar fotoğraflayabildim.
Bir gün sonra SIR KEKİM neredeyse tükenmek üzereyken tekrar fotoğraflayabildim.
Pazartesi, Haziran 04, 2007
SIR KEK!!!

İSMİNE UYGUN KEK ARTIK İNTERNETTE!!!!
Bu kek annemin 20 yıllık komşusu safiye teyzenin keki.
Safiye teyze bu keki her isteyişimde bana yapar ve getirirdi.
Ne kadar istediysem de tarifini almayı başaramamıştım.
Geçenlerde beraber bahçede çay içerken,"Safiye teyze senin kekini çok seviyorumama bir türlü tarifini vermiyorsun!!!"
diyerek serzenişte bulunuverdim.
Evladım sen yeterki iste.İstedin de vermedimmi? dedi.Çok şaşırmıştım.Tarifini hiç kimselere veremediğini bildiğim halde
üzerine gitmedim.Hemen kağıt ve kalemle yanına oturdum.Fırsatı kaçırmayacaktım.
Aldığım tarifi hemen pazar günü geleçek olan 3 ablama yaptım.Uzun süre dayanan bayatlamayan bu keki onlar da çok sevdiler.Ben keki sade yaptım.Aslında kek 2 renkli kakaolu bir kek.
Tarifi şöyle,
3 su bardağı un.
3 adet yumurta.
1,5 su bardağı toz şeker.
1 su bardagı sıvı yağ.
1 su bardağı süt.
1 paket kabartma tozu,1 paket vanilya.
1 çay kaşığı tuz.
İsterseniz kakao için 3 kaşık kakao.
Ben kakao kullanmadım.Evde sevmiyorlar.
Yapılışı şöyle,
Kek kalıbını yağlayıp unladım.Fırını yaktım.170 dereceye ayarladım.
yumurtaları çırptım ,toz şekeri ilave ettim.yağı koydum. Sütü ekledim.Unu üzerine eledim.tuzu,kabartma tozunu ,vanilyayı ilave ettim.Kaşıkla karıştırdım.Çok fazla karıştırmayın sönmesin.Kek kalıbına döktüm fırınladım.Fırının kapağını kek pişene kadar açmadım.Takriben 40 dakikada kekim pişti.Siz kakaolu yapmak isterseniz.hamurun yarısını kek kalıbına döküp kalan hamura kakao karıştırıp sade kek hamurunun üzerine kakaolu hamuru döküp fırınlayabilirsiniz.Mozaik manzaralı kekiniz olur.
Benim kalıbım biraz büyüktü.O yüzden kekim fazlaca kabaramadı.Bu kek ölçülerinde kalıp ölçüsü 26 cm çapında kalıp olmalı.Ben yeni aldığım teflon kalıbımı denemek için bu kekte mecburen kullandım. İnanın ölçüsünü tutturduğunuzda kek çok kabarıyor.Nefis bir kek.Yuımuşacık bir kek. Yoksa bu tarifi almak için yıllarca beklermiydim.SIR KEK artık bilinen bir kek.Üstelikte internet aracılığıyla tüm camiaya yayıldı.Safiye teyze duysa üzüntüden kahrolur!!! Onu çok seviyorum.Safiye teyzemi üzmemek için internette yayınlama olayını ona söylemeyeceğim.!!!Bende az hınzır değilim)))öyle değilmi?şu yaptığıma baksanıza!!!:...Hayatımızda böyle kişilerle zaman zaman karşılaşıyoruz.Eskiden kızardım,artık kızamıyorum onlara.Hayatta her insanın bir rengi bir duruşu var.Yapıp deneyecek olan herkese şimdiden afiyet şeker olsun..

İSMİNE UYGUN KEK ARTIK İNTERNETTE!!!!
Bu kek annemin 20 yıllık komşusu safiye teyzenin keki.
Safiye teyze bu keki her isteyişimde bana yapar ve getirirdi.
Ne kadar istediysem de tarifini almayı başaramamıştım.
Geçenlerde beraber bahçede çay içerken,"Safiye teyze senin kekini çok seviyorumama bir türlü tarifini vermiyorsun!!!"
diyerek serzenişte bulunuverdim.
Evladım sen yeterki iste.İstedin de vermedimmi? dedi.Çok şaşırmıştım.Tarifini hiç kimselere veremediğini bildiğim halde
üzerine gitmedim.Hemen kağıt ve kalemle yanına oturdum.Fırsatı kaçırmayacaktım.
Aldığım tarifi hemen pazar günü geleçek olan 3 ablama yaptım.Uzun süre dayanan bayatlamayan bu keki onlar da çok sevdiler.Ben keki sade yaptım.Aslında kek 2 renkli kakaolu bir kek.
Tarifi şöyle,
3 su bardağı un.
3 adet yumurta.
1,5 su bardağı toz şeker.
1 su bardagı sıvı yağ.
1 su bardağı süt.
1 paket kabartma tozu,1 paket vanilya.
1 çay kaşığı tuz.
İsterseniz kakao için 3 kaşık kakao.
Ben kakao kullanmadım.Evde sevmiyorlar.
Yapılışı şöyle,
Kek kalıbını yağlayıp unladım.Fırını yaktım.170 dereceye ayarladım.
yumurtaları çırptım ,toz şekeri ilave ettim.yağı koydum. Sütü ekledim.Unu üzerine eledim.tuzu,kabartma tozunu ,vanilyayı ilave ettim.Kaşıkla karıştırdım.Çok fazla karıştırmayın sönmesin.Kek kalıbına döktüm fırınladım.Fırının kapağını kek pişene kadar açmadım.Takriben 40 dakikada kekim pişti.Siz kakaolu yapmak isterseniz.hamurun yarısını kek kalıbına döküp kalan hamura kakao karıştırıp sade kek hamurunun üzerine kakaolu hamuru döküp fırınlayabilirsiniz.Mozaik manzaralı kekiniz olur.
Benim kalıbım biraz büyüktü.O yüzden kekim fazlaca kabaramadı.Bu kek ölçülerinde kalıp ölçüsü 26 cm çapında kalıp olmalı.Ben yeni aldığım teflon kalıbımı denemek için bu kekte mecburen kullandım. İnanın ölçüsünü tutturduğunuzda kek çok kabarıyor.Nefis bir kek.Yuımuşacık bir kek. Yoksa bu tarifi almak için yıllarca beklermiydim.SIR KEK artık bilinen bir kek.Üstelikte internet aracılığıyla tüm camiaya yayıldı.Safiye teyze duysa üzüntüden kahrolur!!! Onu çok seviyorum.Safiye teyzemi üzmemek için internette yayınlama olayını ona söylemeyeceğim.!!!Bende az hınzır değilim)))öyle değilmi?şu yaptığıma baksanıza!!!:...Hayatımızda böyle kişilerle zaman zaman karşılaşıyoruz.Eskiden kızardım,artık kızamıyorum onlara.Hayatta her insanın bir rengi bir duruşu var.Yapıp deneyecek olan herkese şimdiden afiyet şeker olsun..
Perşembe, Mayıs 31, 2007
TAZE YAPRAK ÇIKTI..ANNEMLE YAPRAK SARDIK...(Organiklere devam....)
Bahçe ürünlerine devam. Bu seferki üretim Annemin bahçesindeki asma'dan toplanan yapraklarla
yapılan yaprak sarması. Annemin sarmaları çok meşhurdur. Bir yiyen bir daha arar. El lezzeti
denen şeyde bu olsa gerek.
Annemin bahçeye ektiği ASMA bu sene bolca yapraklandı.Annem, annesinin bahçesindeki asmaya alışık.Genç kızlığından gelen bu alışkanlığı kendi bahçesinde de sürdürmek istedi.Yıllarca asma dikti bahçeye tutturamadı.Nedendir bilmem yetiştiremedik!!.Benimde uğraşmama rağmen olmadı.Her sene 3-4 adet fide ekerdik hep kururdu.Sonradan öğrendik ki dikilen filizlerin dip kısmını iyice çiğnemek gerekliymiş.Kökü hava almamalıymış.Dikerdikmez de sulamak gerekliymiş,sonrasında da bol su verilmeliymiş.Neyse efendim çok şükür bu sene asmamız nazar değmesin çoştu,hayat buldu yıllardan sonra. Pazar günü yaprakların çoğaldığını görünce
ki pazarda da yaprak çıkmış dayanamadım.
-Hadi anne yaprak saralım dedim. Trakya da anneannemin bahçesinde bulunan asmadan sarılan dolmaların lezzeti hala damağımdadır. Anneannem biber dolmasını yapar kalan pirinci de asma yaprağını sarmada kullanırdı. Sarmaları aynı tencerede biber dolmalarının üzerine dizerdi. Çok hoş bir lezzettiki anlatılır gibi değil. Annemle o günleri hatırlayıp konuşa konuşa sarmamızı yaptık.
Tarif oldukça basit ve göz kararı.
Ben size mümkün olduğunca ölçü vermeye çalışacağım.
2 bardak pirinç ayıklanıp yıkanır.
1 çay kaşığı karabiber
1 çay kaşığı tuz
1 çay kaşığı toz şeker
Bol rende kuru soğan(3 edet)
Kuru nane,Dolmalık fıstık (1 paket)
Sarı kuru üzüm (3 yemeklik kaşık)
Tarçın isteğe bağlı.Ben dolmada sevmiyorum koymadık.
ve bol zeytinyağı.(Annem derki yağ dolmada parlayacak.)
Asmadan yapraklar toplanacak.)))
Tüm malzemeler çigden birbiriyle kariştırılır. Ateşte bir iki kere karıştırılır.
Yapraklar yıkanıp tabak içine serilir, içten biraz alınıp yaprağın kök kısmına konur. İki tarafından alınan yapraklar ortaya getirilip malzemenin üzerine kapatılır ve sarılır.
Tencereye asmadan alınan filizler dibe yerleştirilir. Sarmalar bunun üzerine dizilir.
Asma filizleri dolmaya mayhoş bir tad veriyor. Enfes oluyor.
Sarma işlemi bitince dolmaya su verilir. Sıcak su dolmaların hizasına kadar konur.(Hatta biraz daha aşagıda tutulur.)Bildiğiniz gibi etli sarma küçük küçük sarılır. Zeytinyağlılar annemin deyimiyle kalem gibi olmalı)). Bizimkilerde öyle oldu efendimmm, sonra
sarmaların üzerine cam tabak kapatılır. Hatta sarmaların bu aşamada üzerine biraz yağ gezdirilebilir.(Eğer içine yağ az geldiyse koyun).Ateşe tencere oturtulur. Sarmalar ağır kısık ateşte yavaş yavaş pişmeye bırakılır. Dolmanın suyu çok önemli. Fazla verilen su dolmaların mama kıvamında pişmesine sebep oluyor. Bu püf noktasını bilince dolma yapmak kolaylaşıyor. Afiyet şeker olsun efendim...
Pazartesi, Mayıs 28, 2007

PANCAR KAVURMASI YAPTIM BENDE!!!
Cuma günü marketten pancar yaprağı almak istedim. Tüm aramama rağmen bulamadım. Pancar var fakat saplarını kesmişler. Ben de birkaç adet pancar aldım. Üzerinde kalan saplarını ve arasında bırakılan yeşil yaprakları ayıkladım 2 avuç yeşilliğim oldu. Pazar günü erkenden herkes uykuda, ben mutfakta pancar kavururken kendimi buldum. NANE-LİMON'un sayfasında okumuştum. Sevgili münevver pancar kavurmasından bahsediyordu.(Şimdi emin olamadım ama,inşallah doğru hatırlıyorumdur). Kışın pancar turşusu yaptığım zaman bunu neden bende denemedimki ? diyerek kendime kızdım.(Kendime çokta haksızlık etmiş olmayayım.Galiba benim turşu kurduğum mevsimde pancarlar da yaprak yoktu,bu mevsim de çıkanlarda bulunduğunu hatırladım ,kendime kızmaktan da bir anda vazgeçtim) Hemen yapılacaktı ama istenen yapraklar bulunamadı. Olsun ben genede olanla idare ettim.
2 adet soğanı çinttim. Tencereye zeytinyağını koyup soğanları ilave ettim kavurmaya başladım. Yıkayıp temizlediğim pancar sapları ile sayılı miktardaki yeşil yaprağı da ilave ettim. Kavurmaya başladım. Biraz sıcak su ilave edip tuzunu ve şekerini de koyup tencerenin kapağını kapattım. Ateşi kıstım. Ara sıra baktım pembe halini merak ederek!! Benim saplar sayılı olduğu için rengi çok pembe olmadı. Anladımki pancar kavurmasına pembe halini sapları veriyor. Sabah ailecek kahvaltımızı yaptık. Herkes işine gitti. Öğlen olduğunda benim yemeğim hazırdı. Pancar kavurmam tabakta yenmeyi bekliyordu. Tadını merak ederek karşısına oturdum. Tadı muhteşemdi!!! bu kadar lezzetli olabileceğini doğrusu düşünmemiştim. Anneciğim ıspanakları temizleyip yemeğini yapar köklerini ve saplarını da hep kavurur. Ben de ondan gördüğüm gibi yapıyorum. Pancarı da ıspanak kavurur gibi kavurdum. Bu güzel tadı birde sarımsaklı yoğurtla deneme fikri aklıma geldi, hemen az miktarda sarımsaklı yoğurt hazırladım. Üzerine döktüm. Afiyetle bu farklı tadı da deneyerek pancarı bitirdim. Bu çok lezzetli yemeğin tadını damağımda hissetmek için başka birşey yemedim. İyiki de denemişim. Teşekkürler Münevverciğim..

HINZIR KÖSTEBEK
Epeyce zaman önceydi.Oğlumun ilk doğduğu yıllardı hatırladığım kadarıyla .Hiç unutmam o günü .Bahçe anılarımda yer almıştır.Kızkardeşim çaya gelmişti. Akşam oldu göndermedim.Hava kararmak üzereydi. Kardeşim arkasını dönük vaziyette bahçeye oturuyordu.Onun arkasında boyu 50 cm e ulaşmış koparıpta salatasını yapamadığım seyrek yapraklı kendiliğinden çıkmış bir MARULum vardı.Özenle sulardım. İşte o zamanlar marul ile kıvırcığın farkını anladım. Marul seyrek ve uzun yapraklı oluyor. Kıvırcık ise kısa ve geniş yapraklı .Her ikiside bahçede yetiştiği içinmidir nedir daha seyrek ve oldukça hafif oluyorlar. Marul için eşim "Bunun salatasını yapma vakti geldi artık" der dururdu.İşte o günlerdeydi bu anlatacağım olay.Neyse karanlık bastırmak üzereydi. Kızkardeşimin arkasındaki marulun yapraklarında kıpırtı başladı.Önce anlayamadım, saniye sürmeden marul oradan yok oldu.Hızla kalktım .Kız kardeşimde ürktü gördüklerimizden. Marul bir bütün olarak toprağın içine doğru çekiliyordu. Marula asıldım.Bu tamamen benim refleksimdi.Olayı kavrama diye birşey yok bende.!!!Marulun uçtan küçük bir bölümü elimde kaldı. Tamamı ise yok oldu,gitmişti.İnanamadık.Bu nedir? diye birbirimize baktık.İlk şaşkınlığı atlatınca ben bahçedeki kopmuş fırça sapını deliğe soktum.Sap toprak içinde derinlere doğru gittikçe gitti ve tamamen 2 metrelik sopa delikte kayboldu.Durum kritiği yapmaya başladık. Bu neydi?Buğüne kadar böyle birşey hiç görmemiştim. Tarla,toprak işimden de anlamazdım.Yeni evlilik yıllarımdı ve ilk defa bahçeli şehirden uzak bir yerde oturuyorduk.Eşimin istemesiyle bu evi tutmuştuk.Neyse olayın üzerinden 2 gün geçti bahçe suluyordum ,birde baktımki lalelerimin boyunları bükülmüş toprağa değiyorlar. Yaprakları sararmaya yüz tutmuş.Anlayamamıştım sebebini.Lalelere dokununca yapraklarıyla beraber sapları elimde kaldı.Tüm lalelerin durumuda böyleydi.İncelemem sonucu lale soğanlarının yok olduğunu gördüm. Bahçede birkaç yerde toprak öbekleri oluşmuştu. Eşimle beraber tatil günü masayı hazırlayıp bahçede kahvaltıya oturduğumuz an yeşillikleri arasından onu gördük. Sevimli kıpır kıpır yerinde duramayan bir şeydi bu. Bize bakıyordu. Vücudu dik bir hal almış bizi izlerken yakalandı bize. Ben çığlık attım. O ürktü hızlıca toprağa dalıp kayboldu. Sonradan eşim bu senin marulu yiyen hınzır KÖSTEBEK dedi.Böylece olay aydınlandı.O sene bahçemdeki tüm soğanlı çiçekler yok oldu. Köstebekçik hepsini afiyetle yedi bitirdi. Bahçenin altını üstüne getirdi. Ben bu tatlı hayvancığa kızamadım. Hatta bahçemden gitmesin orada yuva yapsın bile diyordum. O yiyecekleri bitince başka bahçelere musallat oldu.Sonrada gelmez oldu..
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
































































